NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Ana Sayfa
KEY ÖDEMELERİ
Resimler
Biyoloji Dünyası
Proje Çalışması
KPSS Yor.
Düğünlerimiz
Turnuva Haberleri
Soy Ağacı
Üye Bilgileri
Köyden Haberler
Tüm Eğlekliler
Fıkralar
Köyün Tarihi
Sağlık Köşesi
Linkler Sayfam
Şiir sayfası

Biyoloji Dünyası


Kendi Radyomuzu Kurduk- Tıkla bize katıl
(İsteklerinizi bekliyoruz)
Siz isteyin dj lerimiz çalsın

Canlı Ders İzle

Konu Kavrama Testleri

Biyoloji Dünyası

Biyoloji FORUM

DNA, RNA ve Protein sentezi

Eğitim Portalı

BİYOBANK (Aradığınız bütün konular burda)

MÜZİK DİNLE

3. ünite: GENETİK
(Konuları için tıklayın)

GENETİK ŞİFRE
Tıkla canlı izle)

KALITIM
(Tıkla canlı izle)

İNORGANİK BİLEŞİKLER ( Ders izle)

ORGANİK BİLEŞİKLER (Ders izle)

DNA ve RNA CANLI DERS İZLE

HÜCRE BÖLÜNMELERİ CANLI DERS İZLE

HÜCRE CANLI DERS İZLE

2008 ÖSS SORULARI VE ÇÖZÜMLERİ CANLI DERS İZLE

Seçmeli Biyolojiden Son sınava gireceklere duyurulur! Sınav tarihi 26 MAYIS ÇARŞAMBA. Eğer bu tarihte izinli değilseniz aşağıda belirtilen konulara çalışın.

BURSA CUMHURİYET LİSESİ
LİSE-4 SEÇMELİ BİYOLOJİ DERSİ İŞLENEN KONU ÖZETLERİ
12-K, 12-L, 12-M, 12-N Sınıflarına önemle duyurulur. Birinci sınavdan zayıf alan ve de son sınava girmeyecek olan öğrencilere ve sınava girmek isteğen öğrencilere Konu kavrama sınavı yapılacaktır. Sınav konuları aşağıda belirtilmiştir. Bu konu özetlerini www.eylek25.com adresinden de indirip çalışabilirsiniz.

SINAV KONULARI
-Nükleik asitler(DNA,RNA ve ATP)
Hücre ve organeller
Hücre Bölünmeleri
Madde alış verişi

*NÜKLEİK ASİTLER
DNA VE RNA ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
DNA RNA
1.Bazları A,T,C,G, 1.Bazları A,U,G,C,
2.Şekeri deaksiribozdur 2.Şekeri ribozdur
3.İki zincirden oluşur 3.Tek zincirinden oluşur
4.Genetik bilgiyi taşır 4.Protein sentezi yapar.
5.DNA polimerazla sentezlenir 5.RNA polimerazla sentezlenir
6.A=T,G=C eşitliği vardır 6.Böyle bir eşitlik yoktur
7.Kendini eşler 7.Kendini eşleyemez
8.Tek çeşittir 8.3 çeşittir
9.Çekirdekte,Mitekondride ,Kloroplasta 9.Çekirdekte,Sitoplazmada bulunur
bulunur
DNA VE RNA ORTAK ÖZELLİKLERİ
*A,G,C bazları *Fosfat grubu
RNA;nın özel bazı;urasildir
DNA;nın özel bazı;timindir
RNA;NIN ÇEŞİTLERİ
rnRNA: DNA;daki kalıtsal bilgiyi ribozomlara taşır.
rRNA:Proteinlerle birlikte ribozomların yapısını oluşturur.
tRNA:Hücre içinde aminoasitleri tanır ve bunları ribozoma taşır.
ATP; NİN YAPISI
Bütün canlıların en önemli enerji kaynağı ATP;nin yapısında Adenin denilen bir organik bir baz ,beş karbonlu riboz şekeri ve üç tane fosforik asit bulunur.Bu fosfat gruplarından son ikisi yüksek enerjili fosfat bağlarıyla bağlıdır.ATP;den bir fosfat koparıldığında ADP oluşur ve bu sırada bir miktar enerji açığa çıkar .Bu enerji yeni moleküllerin sentezinde , hücre solunumunda, aktif taşımada, hücre bölünmesinde, fotosentezde,sinirsel iletimde başta olmak üzere bir çok reaksiyonda harcanır.








HÜCRE
Canlının en küçük yapı taşlarına hücre denir.3 kısımdan meydana gelir.(zar,sitoplazma ve çekirdek)
Hücre Zarı: Hücreyi dış ortamdan ayıran madde giriş çıkışını düzenleyen,seçici-geçirgen özelliğe sahip canlı yapıdır.(Protein,yağ ve karbonhidratlardan oluşur.)Büyük bir kısmı yağlardan oluşur.Hücrenin özgüllüğü zarda ki glikoprotein,glikolipitlerin,miktarına ve dağılımına bağlıdır.

Hücre zarından geçen maddeler:
1.Küçük moleküller,büyük moleküllere göre,
2.Nötr maddeler iyonlara göre,
3.Yağda çözünen maddeler suda çözünen maddelere göre
4.(-) iyonlar (+) iyonlara göre daha kolay geçer.
Sitoplazma ve Organeller
Sitoplazma:Hücre zarı ile çekirdek arasını dolduran yumurta akı kıvamında ki canlı ortamda %70-90
Oranında su bulunur.Su bitkilerin de bu oran %98 ; e kadar yükselir.Spor,tohum ve bakterilerde % 15; ten % 5 ;e kadar düşer.
Organeller:
Lizozom: Sindirm ve savunma ocağı lizozom enzimler de bulunur . Alyuvarlar da bulunmaz.Akyuvarlarda bol miktar da bulunur.
Endoplazmik retikulum: Ribozom da sentezlenen proteinleri hücrenin gerekli yerlerine taşır.
Golgi Aygıtı: Salgı ocağıdır. Bitki hücrelerinde seliloz çeperin üretilmesini sağlar.
Ribozom: Zarsızdı, cansızdır. Rrna ve protenden oluşur. Virüsler hariç bütün canlı hücrelerinde bulunur , proteinin sentez yeridir.
Mitokondri:Hücrenin enerji ihtaiyacını karşılar. Kendine özgü DNA sı vardır.Böylece kendini sentezleyebilir.(Kas ve karaciğer hücrelerinde bol sayıdsa bulunur)
Sentrozom:Hayvan hücrelerin de ve ilkel yapılı bitki hücrelerin de bulunur.Hücre bölünmeye hazırladığı dönemde interfaz her bir kutba gider ve iğ ipliklerini oluşturur.Siniz hücrelerin de yoktur.
Plastitler:Sadece bitki bulunurlar.Renklerine ve görevlerine göre 3 grupta incelenirler.Birbirlerine dönüşebilirler.
1.Kloroplastlar:Bitkiye yeşil rengi verirler.Fotosentezle ışık enerjisinin kimyasal enerjiye dönüştürüldüğü ve serbest oksijenin üretildiği organeldir.KLOROPLASTLAR FOTOSENTEZLE YERYÜZÜNDE YAŞAMIN DEVAMINI SAĞLAYAN ORGANELDİR.
2.Kromoplastlar:Bitkiye sarı, turuncu ve kırmızı rengi verir.Yapraklarda, meyvelerde ve bazı yüksek yapılı bitkilerin köklerinde bulunur.
3.Lökoplastlar:Renksizdirler.Bitkinin kök, toprak altı gövdesinde ve tohum gibi depo organlarında bulunur.Nişasta, yağ ve protein depo eder.
Koful:Hücrenin madde alış verişinde, beslenmesinde, sindiriminde, boşaltımında görevlidir.Bitkilerde bol ve büyük,hayvanlarda ise küçük ve az miktarda bulunur.
*Kontraktil Koful:Tatlı suda yaşayan bir hücreli canlılardaki boşaltım kofuludur.Yoğunluk farkından dolayı vücut içerisine giren fazla suyu dışarı atar.
Zarı olmayan organeller: Ribozom DNA;sı olan organeller:Mitokondri
Sentrozom kloroplast

ÇEKİRDEK
Hücrenin canlılığını sürdürebilmesi için mutlaka gereklidir.Hücrenin bütün yaşamsal olaylarını yönetir ve kontrol eder.Çekirdek zarı, çekirdek stoplazması, çekirdekcik ve kromozom-kromtinlerden oluşmuştur.
HÜCRE BÖLÜNMELERİ
Mitoz Bölünme:Tek hücrelilerde üremeyi çok hücrelilerde büyüme ve gelişmeyi sağlar.Evreleri:
*İnterfaz: Kromozom kendini eşler DNA miktarı iki katına çıkar.Sentriyoller kendini eşler.Hücrede ATP sentezi, protein sentezi metobolik faaliyetler hızlanır.
*Profaz:Çekirdek zarı ve çekirdekçik kaybolmaya başlar.
*Metafaz:Kromozomlar ekvator düzlemine dizilir.
*Anafaz:Kromotitler sentromerleri ile iğ ipliklerine tutunurlar ve zıt kutuplara çekilirler.
*Telofaz:Kutplara toplanmış kromozomlar interfaz evresinde olduğu gibi çekirdek zarı ve çekirdekçiğin tekrar meydana geldiği görülür iğ iplikleri kaybolur.Hücre sitoplazma bölünmesi meydana gelir.Bitki hücrelerinde ara lamel şeklinde olur.Hayvan hücresinde stoplazma boğumlanması şeklinde olur.
Mayoz Bölünme:Kromozom sayılarının nesiller boyu sabit tutulmasını sağlar.Amaç kromozom sayısının yarıya inmesini sağlamak.Evreleri:
*İnterfaz:Bu evrede hücrede büyüme, solunum, protein sentezi gibi metabolik olayların hızı çok yüksektir.DNA;nın kendini eşlediği görülmektedir.
*Mayoz ;1 Profaz;1:Mayoz bölünmenin en uzun safhasıdır.Kromozom çifti yan yana gelirler tetratları oluşturular oluşumunda kalıtsal madde alışverişi olur.Kromozom çiftleri yan yana gelerek birbirleriyle sarmal yaparlar bu olaya sinapsis denir.Sinapsis sırasında kromozomların kardeş olmayan kromotitlerin birbirine dokunan parçacıkları arasında gen alış verişi olur buna krossing-over denir.
*Metafaz;1
*Anafaz ;1 3;ünde de mitoz bölünmede ki olaylar görülür.
*Telofaz;1
*Mayoz:2 Mayoz-1 sonunda meydana gelen haploit hücreler mayoz-2 de tekrar bölünür ve haploit kromozomlu 4 hücre meydana gelir.Mayoz-2 ana hatlarıyla mitoz bölünmeye benzer.Bu safhada sadece kromotitler birbirinden ayrılır.Kromozom sayısında değişiklik olmaz.
*Profaz:2Telofaz-1 den sonra görülürken çok kısa süren bir safhadır.Çekirdek zarı oluşmuşsa parçalanmaya başlar
*Metafaz:2 Kromotitler hücrenin ekvator düzlemine yerleşir.
*Anafaz:2 Ekvator düzlemine dizilmiş kromotitler birbirinden ayrılır ve kutuplara doğru hareket eder.
Telofaz:2Çekirdek zarı oluşmaya başlar.sitoplazma boğumlanmaya başalar.
MİTOZ VE MAYOZ ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
MİTOZ MAYOZ
1.Çok hücreli canlıların vücut hücrelerinde görülür 1.Çok hücreli canlıların üreme hücresinde görülür.
2.Vücudun bütün doku ve organlarında görülür 2.Üreme organlarında görülür. 3.Oluşan hücreler üremeyi sağlar.
3.Oluşan hücreler canlının gelişmesini sağlar. 4.Kromozom sayısı yarıya iner.
4.Kromozom sayısı sabit kalır. 5.Bölünme sonucunda 4 hücre oluşur.
5.Oluşan hücreler kalıtsal olarak birbirinin tıpatıp olarak aynısıdır 6.Oluşan hücreler kalıtsal olarak atasına benzer
6.Bölünme sonucu 2 tane hücre oluşur 7.Çekirdek ve stoplazma bölünmesi 2 kez olur
7.Çekirdek ve stoplazma bölünmesi bir kez olur.8.Tetrat ve krossing-over olayları görülür.
8.Tetrat ve krossing-over olayları görülmez. 9.Ergenlik döneminde başlar üreme dönemi boyunca devam eder.

9.Zigotun oluşumundan ölümüne kadar sürer.
PROKARYOT VE ÖKARYOT HÜCRELER
Prokaryot Hücre:Belirginbir zarla çevrili çekirdeği olmayan ve ribozom dışında organelleri bulunmayan hücrelere denir.Prokaryot hücrelerin en dışında hücre çeperi, hücre çeperinin içinde ise hücre zarı bulunur.Prokaryot canlılar bakteriler, mavi-yeşil alglerdir.Bunlar monera aleminde sınıflandırılır.
Ökaryot Hücre:Zarla çevrili belirli bir çekirdeği ve organelleri olan hücrelere denir.Hücreler zar,stoplazma ve çekirdekten meydana gelmiştir.Protistler,gerçek mantarlar, bitkiler ve hayvanlar ökaryot canlılardır.
BİTKİ VE HAYVAN HÜCRELERİN KARŞILAŞTIRILMASI
Bitki Hücresi Hayvan Hücresi
1.Hücre çeperi bulunur. 1.Hücre çeperi bulunmaz.
2.Sentrozom yoktur. 2.Sentrozomu vardır.
3.Plastitleri vardır. 3.Plastitleri yoktur.
4.Kofulları büyüktür. 4.Kofulları küçüktür.
5.Nişasta ve seliloz depo eder. 5.Glikojen depo eder
6.Hücreler birbirine hücre duvarı ile bağlıdır. 6.Hücreler bağımsızdır.
7.sitoplazma bölünmesi ara lamel 7.Stoplazma bölünmesi boğumlanma
şeklinde olur. şeklinde olur.

HÜCREDE MADDE ALIŞ VERİŞİ
1.Pasif Taşıma:Hücre zarından madde alınırken eğer enerji harcanmıyorsa buna denir.
ÖZELLİKLERİ
*Enerji harcanmaz
*Taşıma çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğrudur
*Canlı ve cansız tüm hücrelerde görülür.
DİFÜZYON:Hücre zarından geçebilen bir maddenin geçişi çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğruysa buna denir.enerji ve enzim kullanılmaz yarı geçirgen bir zar gerekli değildir.
OZMOS:Suyun hücre içindeki difüzyonudur.yarı geçirgen bir zar vardır.ozmosda ortamın eşitlenmesi beklenmez.
*İzotonik ortam:Hücrelerin yaşayabildiği yoğunluğa sahip ortamlara denir.
*Hipertonik ortam:Hücreden daha fazla yoğunluğa sahip ortama denir.
*Hipotonik ortam:Hücreden daha az yoğunluğa sahip ortama denir.
*Plazmoliz:Hipertonik ortama konulan hücrenin su kaybederek büzülmesi olayına
denir.
*Deplazmoliz:Plazmolize uğramış hücrenin saf su ortamına konulduğu zaman su alarak eski haline dönmesine denir.
*Turgor:Uzun süre bekletilerek su alarak devamlı şişmesi durumuna denir.Hücrenin içindeki su nedeniyle zara yapılan basınca turgor basıncı denir.
*Hemoliz:Hücre saf suda bekletilirse bir süre sonra fazla sudan dolayı patladığı görülür bu olaya denir.
2.Aktif Taşıma:Maddenin hücre zarından geçişi hücrenin enerji kullanılmasıyla gerçekleşiyorsa bu olaya denir.
ÖZELLİKLERİ
1Enerji harcanır.
2.Taşıma az yoğun ortamdan çok yoğun ortama doğrudur.
3.Canlı hücrelerde görülür.
4.Enzimler kullanılır.
*Endositoz:Alına maddenin sıvı ve katı oluşumuna göre 2 şekilde yapılır.
1.Fagasitoz:Büyük moleküllü katı maddelerin hücre içine alınmasına denir.
2.Pinositoz:Büyük moleküllü sıvı maddelerin hücre için alınması olayına denir.
*Ekzositoz:Hücre için alınan atık maddelerin dışarı atılmasıdır.
HÜCRE METOBOLİZMASI
Hücrede meydana gelen yapım ve yıkım olaylarına metabolizma denir.ikiye ayrılır.
1.anobolik reaksiyonlar:küçük moleküllerin birleşip büyük moleküller meydana getirmesi olayıdır.Örnek;
CO2 + H2O BESİN +O2 ;FOTOSENTEZ OLAYI
2.Katobolik reaksiyonlar:Büyük moleküllerin yıkım tepkimesidir.
Örnek;BESİN +O2; CO2 + H2 O+38ATP;SOLUNUM OLAYI

1. Hücre zarının görevi nedir?
ð Hücre içi ile hücre dışı arasında madde alış verişini sağlayan esnek, canlı ve seçici geçirgen bir zardır.
2. Endoplazmik retikulum kaç çeşittir ve görevi nedir?
ð Üzerine ribozom taşıyan granüllü ve granülsüz olmak üzere iki çeşittir. Hücre içinde maddelerin taşınması, depolanması ve kimyasal reaksiyonların yapıldığı yerdir.
3. Sentrozomun görevi nedir?
ð Kendini çoğaltmak ve bölünme sırasında iğ ipliklerini meydana getirmek.
4. Çekirdeğin görevleri nelerdir?
ð Metabolizmayı kontrol etmek
ð Karakterleri oğul canlılara aktarmak.
5. Yaşlanan bitki hücrelerinde bir tek büyük kofulun bulunmasının nedeni nedir?
ð Bitkilerde metabolizma artığı ürünlerin kofullarda depolanması.
6. Hücre çeperinin yapısı nasıldır?
ð Selülozdan meydana gelir. Çeper üzerinde kütin, lignin, süberin, kalsiyum ve silisyum gibi maddeler birikerek çeperin farklılaşmasına neden olur.
7. Bitkilerde çiçek ve meyvelerin renklerini ne verir?
ð Plastidler ve koful özsuyunda bulunan antokyan denilen madde.
8. Hücrenin bölünme nedenlerini yazın.
ð Hücre yüzeyini artırmak ve hacmini küçültmek için
ðHücrenin büyümesi çekirdeğin etki alanını sınırlar. Çekirdeğin etki alanını artırmak için hücre bölünür.
9. Kloroplast ve mitokondrinin ortak özellikleri nelerdir?
ð Çift zarlıdırlar
ð Kendilerine ait DNA’ları vardır.
ATP;nin sentezlendiği yerlerdir.
10. Mitoz olayının en önemli sonucu nedir?
ð Hücreden hücreye kalıtsal devamlılığı sağlar. Mitoz sayesinde, yeni meydana gelen hücreler ana-baba hücrenin sahip oldukları yeteneğin aynısına sahip olurlar. Bu da kendini eşleyen DNA moleküllerinin her oğul hücreye tam bir takım halinde geçmesiyle mümkün olur.
11. Ökaryot hücrelerde hücre bölünmesi hangi iki evreden oluşur?
ð Mitoz olarak adlandırılan çekirdek bölünmesi ve sitokinez olarak adlandırılan sitoplazma bölünmesi.
12. Mitoz bölünmenin safhalarının isimleini sırasıyla yazın.
ð Profaz, metafaz, anafaz, telofaz
13. İnsan gametinde kaç kromozom bulunur?
ð İnsan gametinde 23 kromozom bulunur? Bunların kaç tanesi otozom, kaç tanesi gonozomdur?
ð İnsan gametinde 23 kromozom bulunur. Bunlardan 22 tanesi otozom, 1 tanesi gonozomdur.
14. İnsanlarda erkeklerin ve dişilerin vücut hücrelerindeki kromozom formülünü yazınız.
ð Erkeklerde (44 + XY), Dişilerde (44 + XX)
15. Bitki hücresinin mitoz bölünme sırasında ara plağı ile ikiye bölünmesinin nedeni nedir?
ð Hücre zarının dışında selüloz çeperin bulunması.
16. Mayoz bölünme hangi hücrelerde görülür?
ð Üreme organlarında üreme ana hücrelerinde (Yumurtalık ve testislerde) görülür.
17. Mayoz bölünme ile ne sağlanır?
ð Dölden döle kromozom sayısının sabit kalması korunur.
ð Gen çeşitliliğine sebep olur.
18. Oogenezde aktif olmayan hücrelere ne ad verilir?
ð Kutup hücreleri.
19. İnsanlar ve amipler arasında mitoz bölünme hangi yönden farklıdır?
ð İnsanlarda mitoz bölünme büyüme, gelişme ve eskiyen yerlerin onarımını sağlar. Amiplerde mitoz bölünme çoğalmayı sağlar.
20. Bir insanın bazal metabolizması ölçülürken hangi şartlara dikkat edilmelidir?
ð En son alınan besinin ölçme işleminden 12 saat önce alınmasına
ð Ölçme sırasında kişinin tam dinlenme halinde tutulmasına
ð Ölçme sırasında ortam sıcaklığının belirlenmesine
ð Vücut yüzeyinin hesaplanmasına
21. ATP;nin molekül yapısı nasıldır?
ðAdenin denilen azotlu bir organik baz, Riboz denilen 5 karbonlu bir şeker ve üç fosfat grubundan yapılmış bir moleküldür.
22. ATP sentezi kaç yolla olur?
ð Oksijenli solunum
ð Oksijensiz solunum
ð Fotosentez
23. Eğer organizmalar enerjiyi karbonhidratlarda değil, ATP de depolasalardı ne gibi problemler olurdu?
ð Hücre içi daha asidik olurdu.
ð Fosfor şu an bulunduğundan daha çok kullanılırdı.
24. Bir nükleotidin yapısında 5 karbonlu şekerle azotlu organik bazın oluşturduğu kısma ne denir?
ð Nükleozit
25. mRNA;nın görevi nedir?
ð Hücredeki RNA miktarının % 5;ini oluşturur. DNA da bulunan genetik bilgiyi belli şifreler (kodon) halinde çekirdekten sitoplazmaya aktarır.


26. Hücre hayatında DNA;nın iki önemli görevini açıklayın.
ð Temel hücresel görevleri kontrol etmek
ð Genetik direktiflerin oğul döllere aynen iletilmesini sağlamak.
27. DNA modelinden faydalanılarak hangi biyolojik olaylar açıklandı?
ð DNA;nın hücre bölünmesinden önce kendini nasıl eşlediği
ð Protein sentezi için nasıl şifre taşıdığı
ð Mutasyonun nasıl meydana geldiği açıklandı.
28. Genetik şifre nedir? Genetik şifre bütün canlılarda aynı mıdır?
ð DNA;dan gönderilen hücre içindeki bütün olayları etkileyen mesajlara denir.
ð Genetik şifre her canlıda farklıdır.
29. DNA;nın neden mRNA gibi bir aracı yardımıyla çalışmak zorunda olduğu düşünülür?
ð DNA büyük bir molekül olduğu için çekirdekten dışarı çıkmaz. Proteinler çekirdek dışında, endoplazmik retikulum boyunca dağılmış olan ribozomlarda sentezlenirler. Direktiflerin çekirdekten sitoplazmaya taşınabilmesi için bir aracıya ihtiyaç vardır.
30. tRNA;nın protein sentezindeki görevi nedir?
ð tRNA hücre içindeki Amino asitleri tanır ve bunları proteinlerin sentezlendiği ribozomlara taşır.
31. DNA;nın Replikasyon yapması hücre bölünmesi açısından neden önemlidir?
ð Hücre bölünmesi ile özellikler yeni hücrelere geçer. Bir türün bütün bireylerindeki hücreler aynı tip ve sayıda kromozoma sahip olur.
32. Virüsler, canlılara has özelliklerden hangilerine sahiptirler?
ð DNA veya RNA içermeleri
ð Konak hücre içinde üremeleri
ð Mutasyona uğramaları
ð Üremeleri sırasında yeni gen kombinezonları oluşturmaları

33. Virüslerin çoğalmasını hangi faktörler sınırlamaktadır?
ð Virüslerin üremeleri konak hücrelere yayılma ve orada çoğalma yetenekleri ile sınırlıdır.
34. DNA içeren virüslere örnek veriniz?
ð Bakteriyofaj, çiçek hastalığı, suçiçeği ve uçuk (herpes) virüsü.
35. RNA içeren virüslere örnek veriniz?
ð Tütün mozaik virüsü, çocuk felci, grip, AİDS, kızamık, kabakulak ve patates, salatalık, marul bitkilerinde hastalık yapan virüsler.
36. Virüslerle mücadele etmek neden zordur?
ð Çeşitleri fazladır,
ð Çok küçüktürler
ð Antibiyotikten etkilenmezler.
ð Çabuk ürerler ve konakçı canlıyı kullanırlar.
37. Işık enerjisi kullanarak besin sentezleyen bakteriler nasıl adlandırılır?
ð Fotoototrof bakteriler
38. Şekillerine göre bakterilerin isimlerini yazın.
ð Yuvarlak (Coccus), çubuk (bacillus), spiral (spirillum), virgül (vibriyon)
39. Bakteriler oksijen ihtiyaçlarına göre nasıl adlandırılırlar?
ð Oksijen varlığında yaşayanlar (aerob bakteri), oksijensiz ortamda yaşayanlar (anaerob bakteri), her iki ortamda da yaşayanlar (geçici aerob ve geçici anaerob bakteriler)
40. Bakterilerde solunum enzimleri nerelerde bulunur?
ð Sitoplazmada veya hücre zarında bulunur.
41. Bakteri populasyonunda geometrik dizi şeklinde çoğalma neden sürekli olmaz?
ð Bakteriler çoğalmaları için ortamdaki su ve besin maddelerini bitirirler. Bu sırada ortamda alkol ve asitli bileşiklerle beraber zehirli atıklar da meydana gelir. Bu durum bakterilerin sayıca artışını engeller.
42. Bakterilerde endospor nedir ve hangi şartlarda meydana gelir?
ð Endospor bakteri sitoplazmasının su kaybederek büzülmesi ve etrafının dayanıklı bir zarla çevrilmesiyle bakterinin içinde oluşur. Bu olay üreme değildir. Bakterinin elverişsiz ortamlarda uzun zaman canlı kalabilmesini sağlar. Endospor yüksek sıcaklıkta ve kurak ortamlarda oluşur.
43. Ototrof ve saprofit bakterilerin parazit bakterilere üstün olmasını sağlayan özellik hangisidir?
ð Gelişmiş enzim sistemine sahip olmaları.
44. Prokaryot bir hücredeki protein sentezinin ökaryot hücreye göre daha hızlı olmasının nedeni nedir?
ð Çekirdek zarının bulunmaması.
45. Tatlı sularda yaşayan bazı bir hücrelilerdeki Kontraktil kofulların temel görevi nedir?
ð Fazla suyu aktif taşıma yaparak difüzyonun tersi yönde boşaltmak.
46. Çok hücreli organizmalarda doku, organ ve organ sistemlerine niçin ihtiyaç duyulur?
ð Organizmanın bütünlüğünün devamı için
ð Enerjinin korunumu için.
47. Hücrelerin özelleşmesi bir canlıya nasıl üstünlük sağlar.
ð Enerjinin daha verimli kullanılmasına yol açar.
ð İri parçalar halinde besinlerden yararlanma imkanı doğar
48. Çok hücreli organizmaların gelişimine bağlı olarak, bir hücreli organizmalarda bulunmayan ne gibi bir özel problem vardır?
ð İç çevreden atıkların uzaklaştırılması
ð Besin maddelerinin bütün hücrelere dağıtılması
ðOrganizmanın kendini eşleme olayı
ð Hücre içi ve hücreler arası kontrol ve koordinasyon.
49. Özelleşmiş hücre nedir?
ð Belirli görevleri yapmak üzere farklılaşmış, şekil ve yapı bakımından benzer hücrelerdir. Kas ve sinir hücreleri özelleşmiş hücrelerdir.Özelleşmiş hücreler dokuları, organları ve sistemleri meydana getirir.
50. Aktif taşımanın özellikleri nelerdir?
ð Enerji harcanır
ð Taşıma az yoğun ortamdan çok yoğun ortama doğrudur
ð Canlı hücrelerde görülür.
ð Enzimler kullanılır.


51. Pasif taşımanın özellikleri nelerdir?
ð Enerji harcanmaz
ð Taşıma çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğrudur.
ð Canlı ve cansız hücrelerde görülür.
ð Sıcaklık ve hareket difüzyonu artırır.
52. Hücrenin çok yoğun ortama konması halinde su kaybetmesi olayına ne ad verilir?
ð Plazmoliz.
53. Hücrenin az yoğun ortama konması halinde su alarak şişmesi olayına ne ad verilir?
ð Deplazmoliz
54. Büyük moleküllü katı maddelerin hücre içine aktif taşıma ile alınmasına ne denir?
ð Fagositoz
55. Büyük moleküllü sıvı maddelerin hücre içine aktif taşıma ile alınmasına ne denir?
ð Pinositoz
56. Deplazmoliz halindeki bir bitki hücresini saf suda bekletmeye devam edildiğinde koful sürekli su alarak büyür ve sitoplazmayı hücre çeperine doğru iter bu olaya ne denir?
ð Turgor
57. Bitki hücrelerine giren suyun hücrenin içinden dışına doğru yaptığı etkiye ne denir?
ð Turgor basıncı
58. Doğadaki canlıların özelliklerine, yaşayışlarına ve akrabalık derecelerine göre gruplandırılmasına ne denir?
ð Sınıflandırma (Taksonomi),
59. Ortak bir atadan gelen, yapı ve görev bakımından benzer özelliklere sahip, yalnızca kendi aralarında serbestçe üreyebilen ve verimli (kısır olmayan) yavrular oluşturan bireyler topluluğuna ne denir?
ð Tür
60. Sınıflandırmada kullanılan basamaklar (sınıflandırma) en küçük topluluktan en büyüğüne doğru nasıl sıralanır?
ð Tür, cins, familya, takım, sınıf, şube, alem olarak sıralanır.
61. Sınıflandırmada alemden türe doğru inildikçe birey sayısı ve ortak özellikler nasıl değişir?
ð Birey sayısı azalır, ortak özellikler artar.
62. Sınıflandırmada türden aleme doğru çıkıldıkça birey sayısı ve ortak özellikler nasıl değişir?
ð Birey sayısı artar, ortak özellikler azalır.

63. Havanın serbest azotunu yakalayarak toprakta azotlu bileşikleri oluşturan ve toprağın verimini artıran canlı grubu hangisidir?
ð Mavi-yeşil algler.
64. Basit bölünme ile çoğalan ve basit beslenme ihtiyaçları olan öncü organizma hangisidir?
ð Mavi-yeşil algler.
65. Bakterilerin antibiyotiğe ve kimyasal maddelere karşı kazandığı direnci nesiller boyu aktaran DNA kısmına ne denir?
ð Plazmid
66. Heterotrof bakteri çeşitlerinin isimleri nedir?
ð Parazit bakteriler
ð Saprofit (Çürükçül) bakteriler.
67. Güneş enerjisini kullanmadan inorganik maddeleri oksidasyonla elde ettikleri enerji ile su ve karbondioksitten besin üreten bakterilere ne denir?
68. Protozoaların çeşitleri nelerdir?
ð Kamçılılar (flagellata), Kökayaklılar (Rhizopoda), Sporlular (sporozoa), Sililer (cilliata)
69. Protistlerden olan öglenanın özelliği nasıldır?
ð Kamçılı olduklarından hareketlidirler bu nedenle hayvan olarak değerlendirilirken, klorofil taşıdıklarından dolayı da bitki olarak değerlendirilirler.
70. İnsanlarda uyku hastalığına sebep olan ve Çeçe sineği tarafından taşınan sporlu canlının adı nedir?
ð Trypanosoma gambiense

CANLILARIN TEMEL BİLEŞENLERİ
1.İNORGANİK BİLEŞİKLER
2.ORGANİK BİLEŞİKLER
*Su-----------------------*Karbonhidratlar---*Nükleik asitler
*Asit----------------------*Yağlar
*Baz----------------------*Proteinler
*Tuz----------------------* Enzimler
*Mineraller----------------*Vitaminler
1.İNORGANİK BİLEŞİKLER:Canlıların kendi vücudunda üretemeyip dışardan hazır olarak aldıkları bileşiklere denir
*Su: Ortalama bir insan vücudunda %65-70 oranında su bulunmaktadır. Su bitkilerin de bu % 95;e kadar çıkmaktadır
Özellikleri
1.Sindirime yardımcı olur
2.Vücut ısısının dengede tutulmasını sağlar
3.Vücuttaki Zaralı maddelerin dışarıya atılmasının sağlar
4.Suyun akışkan özelliğinden dolayı moleküllerin bir yerden başka bir yere taşınmasını sağlar.
* Mineraller:Hücreleri karbonhidrat, yağ ve protein gibi organik bileşikler ile vücuda alınan inorganik tuzlardır.
Özellikleri:
1.Mineraller enzimlerin yapısına katılarak katalizör görevi yapar.
Katalizör:Kimyasal tepkimelere girerek tepkimenin daha kısa sürede ve daha az kullanılmasını sağlayan proteinden oluşmuş kısımdır.
2.Eksikliklerinde bir takım rahatsızlıklar ortaya çıkar.
Ca eksikliğinde →Çocuklarda kemik erimesi yaşlılarda raşitizm.
P eksikliğinde kemiklerde ve dişlerde yumuşama.
Fe eksikliğinde anemi iyot eksikliğinde guatr.
3.Mineraller kanın ozmotik basıncının dengede tutulmasını sağlar.
4.Kas kasılmasında sinirsel uyartıların iletilmesinde görev alır.
5.İyon konsantrasyonunu sağlar.


2.ORGANİK BİLEŞİKLER: Canlıların kendi vücutlarında sentezledikleri bileşiklere denir.
ENERJİ VERİM SIRASI VÜCUTTA KULLANIM SIRASI
1.Yağ 1.Karbonhidrat
2.Protein 2.Yağ
3.Karbonhidrat 3.Protein
YAPIYA KATILIM SIRASI DÜZENLEYİCİ OLARAK GÖREV YAPAN
1.Proteinler 1.Su
2.Yağlar 2.Mineraller
3.Karbonhidratlar 3.Vitaminler
4.Vitamin 4.Proteinler
5.Nükleik asitler
*Karbonhidratlar:Organik bileşikler içerisin de enerji verici ve yapıya katılıcı olarak görev yaparlar doğada büyük moleküller halinde bulunur.Yapı taşları glikozdur.
YAPI VE GÖREVLERİ
1.C,H,O, moleküllerinden oluşmuştur.
2. Karbonhidratlar yeşil bitkilerin yaptıkları fotosentez sonucunda meydana gelir
3.DNA,RNA,ATP;nin yapısına katılır
4.Polisakkaritlerin bir kısmı hücre zarını yapısına katılır
5.Karbonhitratlar enerji veren organik bileşik olarak kullanılır.
Karbonhidratların çeşitleri
1.Monosakkaritler*
5C;lu *deaksiriboz ,riboz

* 6C;lu *glikoz(kan şekeri)
*fruktoz(meyve şekeri)
*galaktoz(süt şekeri)
2.Disakkaritler:İki tane monossakaritin birleşmesiyle meydana gelir.
Glikoz + Glikoz→Maltoz + H2 O (arpa şekeri)
Glikoz + Furuktoz→Sakkaroz + H2 O (çay şekeri)
Glikoz + Galaktoz→Laktoz + H2O (süt şekeri)
3.Polisakkaritler:Çok sayıda monasakkaritin birleşmesiyle meydana gelir

a.Nişasta:Bitkinin depo maddesidir suda az çözünür
b.Glikojen:Hayvanların depo maddesidir karaciğer ve kasalarda depo edilir
c.Selüloz:Bitki hücrelerinde hücre çeperini oluşturur
d.Kitin:Omurgasız hayvanlarda dış iskeleti oluşturur
DEHİDRASYON SENTEZİ:Küçük moleküllerin birleşerek büyük molekül oluşturması bu esnada tepkimeye giren küçük molekül sayısından bir eksik sayıda su açığa çıkması olayına denir.
ÖRN:n Glikoz→Nişasta +(n-1) H2O
HİDROLİZ:Büyük moleküllere su katılarak yapı birimlerine ayrılmasına denir.
ÖRN:Nişasta +H2O→nGlikoz
*YAĞLAR:Canlılardaki temel organik bileşiklerden biridir.Yapı taşları 3 molekül yağ asidi ile bir molekül gliseroldür.
YAĞLARIN ÇEŞİTLERİ
1.Doymuş Yağlar:Bir yağ asidinin C zincirinde C atomları arasında çift bağ yoksa buna doymuş yağ asidi denir.Doymuş yağ asidi içeren yağlara da doymuş yağlar denir.
2.Doymamış Yağlar:Yağ asidinin C zincirinde bir yada daha fazla çift bağ varsa buna doymamış yağ asidi denir:Doymamış yağ asidi içeren yağlara da doymamış yağlar denir.
YAĞLARIN ÖZELLİKLERİ
1.Büyüme ve onarıma yardımcı olur.
2.Besin olarak kullanılır.
3.Enerji verici olarak kullanılır.
4.Vücut ısısını ayarlar.
5.Organlara destek olup darbelere karşı korur.
NOT:Yağların daha fazla enerji vermesinin sebebi;yapılarında daha fazla hidrojen bağı bulunmasıdır.
Yağların vücuda 2. sırada kullanılmasının sebebi
*Yakılmaları için daha fazla oksijene ihtiyaç duyarlar
*Vücudda depo maddesi olarak kullanılır
*Yıkımlarının daha uzun sürmesinden dolayı
*PROTEİNLER:Organik bileşiklerin büyük bir grubu protein molekülleridir.Bir kısmı hücrenin yapısına katılır diğerleri hücrede düzenleyici olarak görev yapar.Yapı taşları aminoasitlerdir.Doğada 20 çeşit aminoasit vardır. Yapılarında C,H,O ve yanında N,S,P vardır
*Bütün canlıların protein yapıları birbirinden farklıdır.Buna sebep olan canlıların DNA yapılarının birbirinden farklı olmasıdır.Çünkü;proteinler DNA;daki bilgiye göre RNA;sayesinde Ribozomda sentezlenir.Protein çeşitliliği;aminoasit sayısına, aminoasit sırasına aminoasit çeşidine bağlıdır.
*Proteinler oksijenli solunum ile parçalanması sonucu amonyak denilen çok zehirli bie ürün oluşur.Amonyak karaciğerde üreye çevrilerek dışarı atılır.Azot proteinlerin yapısında bulunduğu için canlı vücudunda azotlu artığa rastlanılması o canlının protein tükettiğini gösterir.

*ENZİMLER:Canlı hücrelerde üretilen özel proteinlerdir.DNA;daki kalıtsal bilgiye göre sentezlenir.Enzimlerin proteinden oluşmuş kısmına apoenzim denir.Buna ise basit enzim denir.Enzimlerin vitaminden oluşmuş kısmına koenzim denir.Mineralden oluşmuş kısmına kofaktör denir.Apoenzim ile koenzimin birlikte oluşturduğu gruba tam enzim anlamına gelen holo enzim denir.Enzimlerin etki ettiği maddeye sustrat denir.
AKTİVASYON ENERJİSİ:Bir kimyasal tepkimenin başlaya bilmesi için gerekli olan en düşük enerji miktarıdır.
ENZİMLERİN ÖZELLİKLERİ
1.Enzimler genellikle çift yönlü çalışır.
2.Her hücrede tepkime çeşidi kadar enzim çeşidi vardır.
3.Bir apoenzim çeşidi belli bir kofaktör ve koenzimle çalışırken ir koenzim yada kofaktör birden fazla apoenzim ile çalışır.
4.Enzimler çok hızlı çalışır.
5.Kimyasal tepkimelerden değişmeden çıkar tekrar tekrar kullanılabilir.
6.Takım halinde çalışırlar bir enzimin etki ettiği tepkimenin ürünü kendinden sonra gelecek enzimin sustratı olabilir.
7.Enzim aktif durumdaysa az eki getirilir.İnaktif durumdaysa jen eki getirilir.
ENZİMLERİN ÇALIŞMASINA ETKİ EDEN ETMENLER
1.Sıcakılık(enzimlerin en iyi çalıştığı sıcaklık 36,5dir)
2.Ph 5.Substrat yüzeyi
3.Enzim yoğunluğu 6.Su ve diğer kimyasal maddeler
4.Substrat yoğunluğu
İNHİBİTÖR MADDE:Enzimlerin çalışmasını engelleyen maddeye denir.

*VİTAMİNLER: Düzenleyici ve direnç arttırıcı olarak görev yaparlar.Sindirime uğramazlar ve kesinlikle enerji vermezler.
Çeşitleri
1.Yağda Eriyenler:Fazlası karaciğerde depo edilir.Bunlar;A,D,E,K;dır
2.Suda Eriyenler:Fazlası idrarla dışarı atılır.Bunlar;B,C;dir Eksikliği fazla
A vitamini eksikliğinde;gece körlüğü
B vitamini eksikliğinde ;beriberi, pellegra
C vitamini eksikliğinde ;skorbüt
D vitamini eksikliğinde→raşitizm,osteomolozi
E vitamini eksikliğinde;kısırlık
K vitamini eksikliğinde;kanın pıhtılaşma gecikliliği
*NÜKLEİK ASİTLER
DNA VE RNA ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
DNA RNA
1.Bazları A,T,C,G, 1.Bazları A,U,G,C,
2.Şekeri deaksiribozdur 2.Şekeri ribozdur
3.İki zincirden oluşur 3.Tek zincirinden oluşur
4.Genetik bilgiyi taşır 4.Protein sentezi yapar.
5.DNA polimerazla sentezlenir 5.RNA polimerazla sentezlenir
6.A=T,G=C eşitliği vardır 6.Böyle bir eşitlik yoktur
7.Kendini eşler 7.Kendini eşleyemez
8.Tek çeşittir 8.3 çeşittir
9.Çekirdekte,Mitekondride ,Kloroplasta 9.Çekirdekte,Sitoplazmada bulunur
bulunur
DNA VE RNA ORTAK ÖZELLİKLERİ
*A,G,C bazları *Fosfat grubu
RNA;nın özel bazı;urasildir
DNA;nın özel bazı;timindir
RNA;NIN ÇEŞİTLERİ
rnRNA: DNA;daki kalıtsal bilgiyi ribozomlara taşır.
rRNA:Proteinlerle birlikte ribozomların yapısını oluşturur.
tRNA:Hücre içinde aminoasitleri tanır ve bunları ribozoma taşır.
ATP; NİN YAPISI
Bütün canlıların en önemli enerji kaynağı ATP;nin yapısında Adenin denilen bir organik bir baz ,beş karbonlu riboz şekeri ve üç tane fosforik asit bulunur.Bu fosfat gruplarından son ikisi yüksek enerjili fosfat bağlarıyla bağlıdır.ATP;den bir fosfat koparıldığında ADP oluşur ve bu sırada bir miktar enerji açığa çıkar .Bu enerji yeni moleküllerin sentezinde , hücre solunumunda, aktif taşımada, hücre bölünmesinde, fotosentezde,sinirsel iletimde başta olmak üzere bir çok reaksiyonda harcanır.








HÜCRE
Canlının en küçük yapı taşlarına hücre denir.3 kısımdan meydana gelir.(zar,sitoplazma ve çekirdek)
Hücre Zarı: Hücreyi dış ortamdan ayıran madde giriş çıkışını düzenleyen,seçici-geçirgen özelliğe sahip canlı yapıdır.(Protein,yağ ve karbonhidratlardan oluşur.)Büyük bir kısmı yağlardan oluşur.Hücrenin özgüllüğü zarda ki glikoprotein,glikolipitlerin,miktarına ve dağılımına bağlıdır.

Hücre zarından geçen maddeler:
1.Küçük moleküller,büyük moleküllere göre,
2.Nötr maddeler iyonlara göre,
3.Yağda çözünen maddeler suda çözünen maddelere göre
4.(-) iyonlar (+) iyonlara göre daha kolay geçer.
Sitoplazma ve Organeller
Sitoplazma:Hücre zarı ile çekirdek arasını dolduran yumurta akı kıvamında ki canlı ortamda %70-90
Oranında su bulunur.Su bitkilerin de bu oran %98 ; e kadar yükselir.Spor,tohum ve bakterilerde % 15; ten % 5 ;e kadar düşer.
Organeller:
Lizozom: Sindirm ve savunma ocağı lizozom enzimler de bulunur . Alyuvarlar da bulunmaz.Akyuvarlarda bol miktar da bulunur.
Endoplazmik retikulum: Ribozom da sentezlenen proteinleri hücrenin gerekli yerlerine taşır.
Golgi Aygıtı: Salgı ocağıdır. Bitki hücrelerinde seliloz çeperin üretilmesini sağlar.
Ribozom: Zarsızdı, cansızdır. Rrna ve protenden oluşur. Virüsler hariç bütün canlı hücrelerinde bulunur , proteinin sentez yeridir.
Mitokondri:Hücrenin enerji ihtaiyacını karşılar. Kendine özgü DNA sı vardır.Böylece kendini sentezleyebilir.(Kas ve karaciğer hücrelerinde bol sayıdsa bulunur)
Sentrozom:Hayvan hücrelerin de ve ilkel yapılı bitki hücrelerin de bulunur.Hücre bölünmeye hazırladığı dönemde interfaz her bir kutba gider ve iğ ipliklerini oluşturur.Siniz hücrelerin de yoktur.
Plastitler:Sadece bitki bulunurlar.Renklerine ve görevlerine göre 3 grupta incelenirler.Birbirlerine dönüşebilirler.
1.Kloroplastlar:Bitkiye yeşil rengi verirler.Fotosentezle ışık enerjisinin kimyasal enerjiye dönüştürüldüğü ve serbest oksijenin üretildiği organeldir.KLOROPLASTLAR FOTOSENTEZLE YERYÜZÜNDE YAŞAMIN DEVAMINI SAĞLAYAN ORGANELDİR.
2.Kromoplastlar:Bitkiye sarı, turuncu ve kırmızı rengi verir.Yapraklarda, meyvelerde ve bazı yüksek yapılı bitkilerin köklerinde bulunur.
3.Lökoplastlar:Renksizdirler.Bitkinin kök, toprak altı gövdesinde ve tohum gibi depo organlarında bulunur.Nişasta, yağ ve protein depo eder.
Koful:Hücrenin madde alış verişinde, beslenmesinde, sindiriminde, boşaltımında görevlidir.Bitkilerde bol ve büyük,hayvanlarda ise küçük ve az miktarda bulunur.
*Kontraktil Koful:Tatlı suda yaşayan bir hücreli canlılardaki boşaltım kofuludur.Yoğunluk farkından dolayı vücut içerisine giren fazla suyu dışarı atar.
Zarı olmayan organeller: Ribozom DNA;sı olan organeller:Mitokondri
Sentrozom kloroplast

ÇEKİRDEK
Hücrenin canlılığını sürdürebilmesi için mutlaka gereklidir.Hücrenin bütün yaşamsal olaylarını yönetir ve kontrol eder.Çekirdek zarı, çekirdek stoplazması, çekirdekcik ve kromozom-kromtinlerden oluşmuştur.
HÜCRE BÖLÜNMELERİ
Mitoz Bölünme:Tek hücrelilerde üremeyi çok hücrelilerde büyüme ve gelişmeyi sağlar.Evreleri:
*İnterfaz: Kromozom kendini eşler DNA miktarı iki katına çıkar.Sentriyoller kendini eşler.Hücrede ATP sentezi, protein sentezi metobolik faaliyetler hızlanır.
*Profaz:Çekirdek zarı ve çekirdekçik kaybolmaya başlar.
*Metafaz:Kromozomlar ekvator düzlemine dizilir.
*Anafaz:Kromotitler sentromerleri ile iğ ipliklerine tutunurlar ve zıt kutuplara çekilirler.
*Telofaz:Kutplara toplanmış kromozomlar interfaz evresinde olduğu gibi çekirdek zarı ve çekirdekçiğin tekrar meydana geldiği görülür iğ iplikleri kaybolur.Hücre sitoplazma bölünmesi meydana gelir.Bitki hücrelerinde ara lamel şeklinde olur.Hayvan hücresinde stoplazma boğumlanması şeklinde olur.
Mayoz Bölünme:Kromozom sayılarının nesiller boyu sabit tutulmasını sağlar.Amaç kromozom sayısının yarıya inmesini sağlamak.Evreleri:
*İnterfaz:Bu evrede hücrede büyüme, solunum, protein sentezi gibi metabolik olayların hızı çok yüksektir.DNA;nın kendini eşlediği görülmektedir.
*Mayoz ;1 Profaz;1:Mayoz bölünmenin en uzun safhasıdır.Kromozom çifti yan yana gelirler tetratları oluşturular oluşumunda kalıtsal madde alışverişi olur.Kromozom çiftleri yan yana gelerek birbirleriyle sarmal yaparlar bu olaya sinapsis denir.Sinapsis sırasında kromozomların kardeş olmayan kromotitlerin birbirine dokunan parçacıkları arasında gen alış verişi olur buna krossing-over denir.
*Metafaz;1
*Anafaz ;1 3;ünde de mitoz bölünmede ki olaylar görülür.
*Telofaz;1
*Mayoz:2 Mayoz-1 sonunda meydana gelen haploit hücreler mayoz-2 de tekrar bölünür ve haploit kromozomlu 4 hücre meydana gelir.Mayoz-2 ana hatlarıyla mitoz bölünmeye benzer.Bu safhada sadece kromotitler birbirinden ayrılır.Kromozom sayısında değişiklik olmaz.
*Profaz:2Telofaz-1 den sonra görülürken çok kısa süren bir safhadır.Çekirdek zarı oluşmuşsa parçalanmaya başlar
*Metafaz:2 Kromotitler hücrenin ekvator düzlemine yerleşir.
*Anafaz:2 Ekvator düzlemine dizilmiş kromotitler birbirinden ayrılır ve kutuplara doğru hareket eder.
Telofaz:2Çekirdek zarı oluşmaya başlar.sitoplazma boğumlanmaya başalar.
MİTOZ VE MAYOZ ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
MİTOZ MAYOZ
1.Çok hücreli canlıların vücut hücrelerinde görülür 1.Çok hücreli canlıların üreme hücresinde görülür.
2.Vücudun bütün doku ve organlarında görülür 2.Üreme organlarında görülür. 3.Oluşan hücreler üremeyi sağlar.
3.Oluşan hücreler canlının gelişmesini sağlar. 4.Kromozom sayısı yarıya iner.
4.Kromozom sayısı sabit kalır. 5.Bölünme sonucunda 4 hücre oluşur.
5.Oluşan hücreler kalıtsal olarak birbirinin tıpatıp olarak aynısıdır 6.Oluşan hücreler kalıtsal olarak atasına benzer
6.Bölünme sonucu 2 tane hücre oluşur 7.Çekirdek ve stoplazma bölünmesi 2 kez olur
7.Çekirdek ve stoplazma bölünmesi bir kez olur.8.Tetrat ve krossing-over olayları görülür.
8.Tetrat ve krossing-over olayları görülmez. 9.Ergenlik döneminde başlar üreme dönemi boyunca devam eder.

9.Zigotun oluşumundan ölümüne kadar sürer.
PROKARYOT VE ÖKARYOT HÜCRELER
Prokaryot Hücre:Belirginbir zarla çevrili çekirdeği olmayan ve ribozom dışında organelleri bulunmayan hücrelere denir.Prokaryot hücrelerin en dışında hücre çeperi, hücre çeperinin içinde ise hücre zarı bulunur.Prokaryot canlılar bakteriler, mavi-yeşil alglerdir.Bunlar monera aleminde sınıflandırılır.
Ökaryot Hücre:Zarla çevrili belirli bir çekirdeği ve organelleri olan hücrelere denir.Hücreler zar,stoplazma ve çekirdekten meydana gelmiştir.Protistler,gerçek mantarlar, bitkiler ve hayvanlar ökaryot canlılardır.
BİTKİ VE HAYVAN HÜCRELERİN KARŞILAŞTIRILMASI
Bitki Hücresi Hayvan Hücresi
1.Hücre çeperi bulunur. 1.Hücre çeperi bulunmaz.
2.Sentrozom yoktur. 2.Sentrozomu vardır.
3.Plastitleri vardır. 3.Plastitleri yoktur.
4.Kofulları büyüktür. 4.Kofulları küçüktür.
5.Nişasta ve seliloz depo eder. 5.Glikojen depo eder
6.Hücreler birbirine hücre duvarı ile bağlıdır. 6.Hücreler bağımsızdır.
7.sitoplazma bölünmesi ara lamel 7.Stoplazma bölünmesi boğumlanma
şeklinde olur. şeklinde olur.

HÜCREDE MADDE ALIŞ VERİŞİ
1.Pasif Taşıma:Hücre zarından madde alınırken eğer enerji harcanmıyorsa buna denir.
ÖZELLİKLERİ
*Enerji harcanmaz
*Taşıma çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğrudur
*Canlı ve cansız tüm hücrelerde görülür.
DİFÜZYON:Hücre zarından geçebilen bir maddenin geçişi çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğruysa buna denir.enerji ve enzim kullanılmaz yarı geçirgen bir zar gerekli değildir.
OZMOS:Suyun hücre içindeki difüzyonudur.yarı geçirgen bir zar vardır.ozmosda ortamın eşitlenmesi beklenmez.
*İzotonik ortam:Hücrelerin yaşayabildiği yoğunluğa sahip ortamlara denir.
*Hipertonik ortam:Hücreden daha fazla yoğunluğa sahip ortama denir.
*Hipotonik ortam:Hücreden daha az yoğunluğa sahip ortama denir.
*Plazmoliz:Hipertonik ortama konulan hücrenin su kaybederek büzülmesi olayına
denir.
*Deplazmoliz:Plazmolize uğramış hücrenin saf su ortamına konulduğu zaman su alarak eski haline dönmesine denir.
*Turgor:Uzun süre bekletilerek su alarak devamlı şişmesi durumuna denir.Hücrenin içindeki su nedeniyle zara yapılan basınca turgor basıncı denir.
*Hemoliz:Hücre saf suda bekletilirse bir süre sonra fazla sudan dolayı patladığı görülür bu olaya denir.
2.Aktif Taşıma:Maddenin hücre zarından geçişi hücrenin enerji kullanılmasıyla gerçekleşiyorsa bu olaya denir.
ÖZELLİKLERİ
1Enerji harcanır.
2.Taşıma az yoğun ortamdan çok yoğun ortama doğrudur.
3.Canlı hücrelerde görülür.
4.Enzimler kullanılır.
*Endositoz:Alına maddenin sıvı ve katı oluşumuna göre 2 şekilde yapılır.
1.Fagasitoz:Büyük moleküllü katı maddelerin hücre içine alınmasına denir.
2.Pinositoz:Büyük moleküllü sıvı maddelerin hücre için alınması olayına denir.
*Ekzositoz:Hücre için alınan atık maddelerin dışarı atılmasıdır.
HÜCRE METOBOLİZMASI
Hücrede meydana gelen yapım ve yıkım olaylarına metabolizma denir.ikiye ayrılır.
1.anobolik reaksiyonlar:küçük moleküllerin birleşip büyük moleküller meydana getirmesi olayıdır.Örnek;
CO2 + H2O BESİN +O2 ;FOTOSENTEZ OLAYI
2.Katobolik reaksiyonlar:Büyük moleküllerin yıkım tepkimesidir.
Örnek;BESİN +O2; CO2 + H2 O+38ATP;SOLUNUM OLAYI
CANLILARDA SINIFLANDIRMA
Doğadaki canlıların yaşayışlarına ve akrabalık derecelerine göre benzerliklerine göre yapılan gruplandırmaya sınıflandırma denir.Biyolojinin alt bilim dalı olan sistematik bunu inceler.2; ye ayrılır
1.Yapay sınıflandırma: Doğadaki canlıların dış görünüşüne veya yaşadıkları yere bakılarak yapılan sınıflandırmaya denir.Bilimsel bir sınıflandırma değildir.Yapay sınıflandırmada anolog organa bakılır.
2.Doğal sınıflandırma:Canlıların akrabalık derecesi protein benzerlikleri, yaşayışları, beslenmelerine göre yapılan sınıflandırmaya denir.Doğal sınıflandırma yapılırken canlılar arasındaki homolog organ yapısına bakılır.2 canlı arasında ne kadar homolog organ varsa bu iki canlının birbirleriyle o kadar akraba olduklarını anlatır.Bilimsel bir sınıflandırmadır.
Homolog organ:Kökenleri aynı görevleri farklı olan organlara denir.Örnek:insanın kolu ile balinanın yüzgeci
Anolog organ:Kökenleri farklı görevleri aynı olan organlar denir.Örnek:Sineğin kanadı ile kuşun kanadı
Tür:Ortak bir atadan gelen yapı ve görevleri benzer özelliklere sahip kendi aralarında verimli nesiller meydana getiren bireyler topluluğuna denir.
İkili Adlandırma:Biyoloji biliminde canlılar adlandırılırken hem cins hem de tür ismi yazılır böyle adlandırmalara denir
Alem Şube Sınıf Takım Aile Cins Tür
Birey sayısı alemden türe giderken azalır ortak özellik artar.
Birey sayısı türden aleme giderken artar ortak özellik azalır
VİRÜSLER
Canlılar aleminde bulunan en küçük mikroorganizmadır.Virüsler sadece elektro mikroskobuyla görülebilir
-Değişik şekillerde virüsler mevcuttur.
-Virüsler taşıdıkları nükleik asitlere göre adlandırılır.İkisi de aynı anda bulunmaz.
- Hayvan virüslerinde genellikle DNA bulunur.Bitki virüslerinde ise RNA bulunur.Ama bitki virüslerin hayvan virüslerinde hastalık yapmaktadır.Örneğin;HIV virüsü bitki virüsü olmasına rağmen hayvan hücrelerinde AIDS hastalığı yapmaktadır.
-Virüslerin organelleri , ribozomu ve sitoplazması yoktur.Organelleri olmadığı için özellikle de ribozom olmadığı için enzim sistemleri yoktur.Kuyruklarında gireceği hücrenin zarına tutunarak zarın erimesini sağlayan enzimler bulunur.
-Virüslerin dışında bir protein kılıf çevrilidir.
-Virüslerin organelleri ve enzimleri olmadığında dolayı zorunlu parazit olarak görev yaparlar.
-Virüslere ilaç etki etmez bunun sebebi virüslerin hücre içinde yaşamasıdır.(Bizim aldığımız ilaçlar hücreler arası boşluklarda bulunur.)
-Virüsler hücre dışında tuz kristali gibi kristalleşirler.
-Virüsler büyümez,beslenmez,gelişmez,dolaşım,boşaltım olayları yoktur.Metabolizmaları yoktur.


CANLILAR ALEMİ
PROKARYOT CANLILAR
1.BAKTERİLER
Monera aleminde yer alırlar.Işık mikroskobuyla görülebilecek kadar küçüktürler.İki hücre örtüsüne sahiptirler.İ. kısımda hücre zarı bulunur.Bakteri stoplazmasının %90 sudur.İçinde DNA,RNA, protein,mitekondri gibi zarla çevrili yapıları yoktur.oksijenli solunum yapan bakterilerde mezozom zar katlantıları yer alır.Mezozom ökaryottaki mitekondrinin görevini yapar.
BAKTERİLERİN ÇEŞİTLERİ
1.Şekillerine Göre 2GRAM BOYAMA ÖZELLİĞİNE GÖRE
*Çubuk *Gram pozitif(+)bakteri:mikroskopta mor renkte görülür
*Yuvarlak *Gram negatif(-)bakteri:Mikrokopta pembe renkte görülür.
*Spiral
*Virgül
3.OKSİJENE DUYULAN İHTİYACA GÖRE
*Zorunlu aerob bakteri :Yalnız oksijenli ortamda yaşayıp çoğalabilen bakteriler.
*Zorunlu anaerob bakteriler.Yalnız oksijensiz ortamda yaşayıp çoğalabilen bakteriler.
*Geçici bakteriler:Geçici olarak oksijenli ve oksijensiz ortamda yaşayabilen.2;ye ayrılır.
a)Geçici aerob bakteriler.Normalde oksijensiz ortamda yaşamaya uyum sağlamış;fakat geçici olarak oksijenli ortamda yaşayabilen bakteriler.
b)Normalde oksijenli ortamda yaşamaya uyum sağlamış ;fakat geçici olarak oksijensiz ortamda yaşayabilen bakteriler.
4.BESLENME ŞEKİLLERİNE GÖRE
*Ototrof bakteriler:Yaşamaları için gerekli organik bileşikleri, basit inorganik bileşiklerden sentezleyebilen bakterilerdir.Kullandıkları enerji kaynağına göre ikiye ayrılır.
a)Fotoototrof bakteriler:Fotosentez yapan bakterilerdir.Enerji kaynağı güneştir.
b)Kemoototrof bakteriler:Bazı bakteriler kükürt,demir,hidrojen,amonyak gibi inorganik maddelerin oksidasyonundan sağladıkları enerji ile su ve karbon dioksitten besin üretirler.Bu bakteriler;nitrit,nitrat,kükürt ve demir bakterileridir.
*Heterotrof bakteriler:İhtiyaç duydukları organik besin maddelerini ortamdan hazır alan bakterilerdir.2’ye ayrılır.
a)Parazit bakteriler:Sindirim enzimleri olmadığı için gereksinim duydukları besin maddelerini üzerinde yaşadığı canlıdan hazır alan bakterilerdir.Hastalık yapan bakterilere patojen bakteriler denir.
b)Saprofit (çürükçül) bakteriler:Toprakta yaşayan , çürümeye neden olan ayrıştırıcı bakterilerdir.Hücre dışına enzim göndererek ölü bitki ve hayvan artıklarındaki organik maddelerin daha küçük organik ve inorganik maddelerin parçalanmasını sağlarlar.
2 MAVİ-YEŞİL ALGLER
Belirli, bir çekirdeği, kloroplastı ve diğer organelleri bulunmayan mavi- yeşil renkli, bir hücreli organizmalardır.Çekirdek zarı ve zarlı organelleri bulunmadığı için prokaryot hücre yapısındadırlar.Fotosentez yapmalarını saplayan klorofil pigmenti tanecikler halinde bulunur bundan dolayı renkleri yeşildir.Çoğunlukla koloniler halinde yaşarlar.Denizlerde, tatlı sularda ,göllerde ve nemli bölgelerde yaşarlar.
ÖKARYOT CANLILAR
1.PROTİSTALAR
Protista alemi, bir hücreli ve çok hücreli fotosentetik algleri , çok çekirdekli yada çok hücreli heterotrof cıvık mantarları, bir hücreli yada basit ökaryotları içeren canlı grubudur.
Tam bitki ve hayvan özelliği göstermediği için ayrı bir alemde incelenirler
*Protozoalar:Bir hücrelilerdir mikroskobik canlılar olup 4 gruba ayrılırlar.
a)Kamçılılar:Hareket organeli olarak bir yada birkaç kamçı bulundururlar.Bazıları saprofit bazıları parazittiler.Çoğalmaları ikiye bölünme ile olur.Öglena tatlı sularda yaşar.Yapısında bir yada iki boşaltım kofulu vardır. Önde bir yada iki tane kamçları vardır.Öglene klorofil pigmenti içerdiklerinden dolayı yeşil renklidirler bu nedenle kendi besinini kendileri yaparlar bu özelliğinden dolayı bitkilere hareketli olmasından dolayı hayvan hücrelerine benzer.
b)Kökayaklılar:Besinlerin ve hareketlerini yalancı ayaklarla sağlayan bir hücrelilerdendir.Amipler tatlı sularda yaşarlar.Besinlerini sitoplazmalarında meydana getirdikleri besin kofulları içerisinde sindirirler
c)Sporlular:Çoğu omurgalı omurgasız hayvanlarda parazit yaşama uyum sağlamıştır.besinlerini difüzyonla alırlar.Plazmodyum bu gruba örnektir.Bilinen 50 kadar plazmodyum türü vardır insanlarda sıtma hastalığına neden olurlar.
d)Silliler:Hareketlerini ve besin teminini silerliyle yaparlar.Tatlı su ve denizlerde yaşarlar.En iyi örnek paramesyum dur hem bölünerek hem de konjugasyonla ürer.
*Algler:Klorofil içerdikleri için fotosentez yapabilirler.Sulu ortamda yaşarlar daha uygun ortam bulabilmek amacıyla yer değiştirme hareketi yaparlar.Madde alış verişini yaşadıkları ortamdan sağlarlar.Yeşil, sarı, kırmızı, esmer algler bu grubun örneklerindendir.
*Cıvık Mantarlar:belirgin bir hücre şekli olmayan çok çekirdekli stoplazmaya sahip saprofit organizmalardır.Üremeleri eşeyli ve eşeysiz şekilde olur.Protista aleminde incelenmekle birlikte beraber canlılar aleminde yeri henüz kesinleşmemiştir.
2.MANTARLAR
Mantarlar stoplazmalarında zarla çevrili bir çekirdeğe sahip olan ökaryot hücreli canlılardır.Mantarlar genellikle çok hücrelidir.Klorofil içermeyen yaşamları için gerekli olan besini hazır olarak sağlayan heterotrof canlılardır.Bitkilerdeki kök, gövde ve yaprak gibi organlara sahip değillerdir.Fakat hücrelerinin etrafında belirli bir hücre çeperinin olması sporla çoğalmaları ve genellikle hareketsiz oluşları nedeniyle bitkilere benzer canlılardır.Mantarların en önemli özelliklerinden biride doğadaki inorganik döngüyü sağlaması ,ilaç yapımında kullanılmasıdır.
Mantarların Çeşitleri
*Maya mantarları:Tomurcuklanma ile çoğalırlar.Hamurun mayalanması gibi bir çok mayalanma olaylarında görev alır.
*Küf Mantarları:Çürümekte olan böcek,balık, kuş artıkları üzerinde saprofit olarak yaşarlar.Eşeyli ve Eşeysiz ürerler.Besinlerin küflenmesini neden olur.
*Şapkalı Mantarlar:Mantarların en büyükleridirler.Besin olarak kullanıldıkları gibi insanlar için zehirli olan türleri de vardır.
*Enfeksiyonel Mantarlar:İnsanda ağız ve boğaz hastalıkları, üreme organları ve deride enfeksiyonlara neden olan mantarlardır.bebeklerde görülen pamukçuk, saç dökülmesine neden olan saçkıran örnek verilebilir.
3. BİTKİLER
Bitkiler çok hücreli ototrof iyi gelişmiş bir organizasyona sahip yüksek yapılı canlılardır.Kendi besinlerini kendi üretirler.Sinir sistemleri yoktur.Damarlı ve damarsız olmak üzere 2 grupta toplanırlar.
1.Damarsız Bitkiler:İletim demetleri yoktur.Ilık nemli ve gölgelik yerlerde yaşarlar.Metagenez(eşeyli +eşeysiz) görülür.Sporla çoğalır.Gerçek kök ve gövdeleri yoktur.En önemlileri kara yosunlarıdır.
2.Damarlı Bitkiler
a)Damarlı Sporlu Bitkiler:Ilık nemli bölgelerde yaşar,İletim demeti vardır.Sporla çoğalır.Metagenez görülür.Gerçek kök ve gövdeleri yoktur.
b)Damarlı Tohumlu Bitkiler: İletim demeti bulundururlar.Açık tohumlu ve kapalı tohumlu olarak 2; ye ayrılır.
*Açık Tohumlu Bitkiler:Kozalıklı bitkilerdir.İletim demetleri düzenlidir.İğne yapraklıdırlar.Her dem yeşillerdir.Bunlar köknar, ladin, çam;dır.
*Kapalı Tohumlu Bitkiler:İletim demetleri vardır.Gerçek çiçek ve tohum taslakları vardır.Çenek yaprağı sayısına göre tek çenekli çift çenekli bitkiler olarak incelenir.
-Tek Çenekli:Tek yıllık otsu bitkilerdir.Yapraklarında paralel damar bulunur.İletim demetleri dağınıktır.Kambiyum bulundurmazlar.
-Çift Çenekli:Embriyolarında iki çenek yaprağı bulunur.Çok yıllık odunsu bitkilerdir.
Kambiyum bulunur.İletim demeti düzenlidir.Yaprakları ağsı damarlıdır.
4.HAYVANLAR
a)Omurgasızlar:İç iskelet bulunmaz .Açık dolaşım görülür.Bunlar;
-Süngerler
-Sölenterler
-Solucanlar
-Yumuşakçalar
-Eklem bacaklılar
-Derisidikenliler
b)İlkel Kordalılar:Basit bir iskelet yapısına sahiptirler.Bu yapı bazılarında yaşam boyunca devam eder bazılarında ise yavru halindeyken bulunur.Kapalı dolaşım sistemine sahiptirler.
c)Omurgalılar:İç iskelet vardır.Kapalı dolaşım sistemi görülür.Beş sınıfta incelenilir.
*Balıklar:Kemik ya da kıkırdaktan oluşmuş iç iskeletleri vardır.Solungaç solunumu yaparlar.Kalpleri iki odacıklıdır.Dış döllenme dış gelişme görülür.Denizlerde ve tatlı sularda yaşarlar
*Kurbağalar:Karada ve suda yaşarlar.Derileri nemli ve kaygandır.Larvaları solungaç
deri solunumu yaparlar.Kalpleri üç odacıklıdır.Dış döllenme dış gelişme görülür.
*Sürüngenler: Akciğerleri ile solunum yaparlar.Kalpleri üç odacıklıdır karıncık yarım perdeyle ikiye ayrılır.Timsdahlarda ise dört odacıkılıdır tam perdeyle ikiye ayrılır.İç döllenme diş gelişme görülür.
*Kuşlar:Sıcak kanlı hayvanlardır.Kalpleri dört odacıklıdır.Akciğer solunumu yaparlar,yumurta ile çoğalır.İç döllenme dış gelişme görülür.
*Memeliler:Sıcakkanlı hayvanlardır.Derileri kıllarla örtülüdür.İç döllenme görülür.Kalpleri dört odacıklıdır.Kapalı dolaşım s,istemi görülür.Akciğer solunumu yaparlar alveol kesecikleri bulunur.Yavrularını sütle beslerler.Sinir sistemleri çok gelişmiştir.Denizlerde ve karalarda yaşayan türleri vardır.

ORGANİK BİLEŞİKLER
Canlılarda bulunan organik bileşikler karbonhidratlar,yağlar, proteinler, enzimler,nükleik asitler ve vitaminlerdir.
Organik bileşiklerden bazıları hücrede enerji verici,bazıları yapı maddesi, bazıları da metabolizmada düzenleyici madde olarak görev yaparlar.

KARBONHİDRATLAR

*Karbon,hidrojen ve oksijenden oluşur.
*Enerji verici ve yapı malzemesi olarak kullanılırlar.
*Enerji üretmek için ilk sırada kullanılır.
İnsan ve hayvanvücudunda glikojen, bitkilerin yapısında nişasta ve selüloz olarak yer alan karbonhidratlar (CHO); karbon, hidrojen ve oksijen atomlarından meydana gelmiş organik bileşiklerdir.

1 gr karbonhidrattan 4.1 kalori enerji elde edilir.

Büyüklüklerine göre 3'e ayrılırlar:
v Monosakkaritler
v Disakkaritler
v Polisakkaritler

MONOSAKKARİTLER (Tek şekerler)

Su ile hidrolizlerinde daha basit şekerlere ayrışmazlar.
*Kimyasal sindirime uğramadan doğrudan kana geçerler.
*Monosakkaritleri ardarda birbirine bağlayan bağlaraglikozit bağ denir.
5C'lu olanlar(Pentoz):
1)Riboz: RNA'da bulunur.
2)Deoksiriboz: DNA'da bulunur.

6C'lu Olanlar(Hegsoz):
1) Glikoz
2) Fruktoz
3) Galaktoz
Y Bunların kana geçiş sıraları:
Galaktoz>Glikoz>Fruktoz'dan önce kana geçer.


Disakkaritler(Çift Şekerler)

Bunlar 2 molekül monosakkaritin birleşerek 1 molekül su oluşturmasıyla meydana gelen moleküllerdir.
Her disakkaritte birer tane glikozit bağ bulunur.

Glikoz + Glikoz -------------> Maltoz + H2O(Malt şekeri)
Glikoz + Fruktoz ------------> Sükroz(Sakkaroz) + H2(Çay Şekeri)
Glikoz + Galaktoz -----------> Laktoz + H2O(Süt Şekeri)

Maltoza Malt şekeride denir.Üzümde ve balda bol miktarda bulunur.
Sakkarozda şeker karışımında bol bulunur.
Laktozda sütün bileşiminde bulunur.

Polisakkaritler

Çok sayıda monosakkaritin birleşmesinden oluşur.
n(Monosakkarit)------------>Polisakkarit+(n-1)H2O Bunların;

1)Nişasta:Çok sayıda glikozdan oluşur.
*Bitkilerdeki depo polisakkarit şeklidir.
*Genellikle bitkinin ışık görmeyen kısımlarında (kök,gövde, tohum gibi) lökoplastlarda depolanır.


2)Selüloz:Çok sayıda glikozdan oluşur.
*bitkilerdeki yapısal polisakkarittir.
*Bitki hücrelerindeki çeperin ana maddesi selülozdur.
Not:İnsanlarda ve hayvanlarda selülozu sindirecek enzimler yoktur.Selüloz bu canlıların sindirim sisteminde yaşayan bazı bakteriler tarafından sindirilir.


3)Glikojen:Çok sayıda glikozdan oluşur.
*Hayvanlardaki depo polisakkarit şeklidir.
*Glikojen karaciğer ve kaslarda depolanır.


4)Kitin:Çok sayıda glikozdan oluşan azotlu bir polisakkarittir.
*Böceklerdeki kabuğun ana maddesi kitindir.

LİPİTLER (YAĞLAR)
Lipitler suda erimeyen buna karşın eter, benzen, kloroform gibi organik çözgenlerde eriyen bir dizi heterojen organik bileşiklerdir. Sitoloji bakımından lipitler hücrede serbest lipitler hücrede serbest lipit ve örtülü lipit olmak üzere iki türlüdür. Organizmada lipitlerin oynadığı rol bulundukları yer ve dağılışlarına göre değişiktir. Kimyasal ve fiziksel özelliklerine göre lipitler, basit lipitler, bileşik lipitler, streoitler ve yağda eriyen vitaminler gibi çeşitli alt gruplara ayrılırlar.



Karbon,Hidrojen ve Oksijenden oluşurlar.

*Enerji verici(2.sırada) ve yapı malzemesi olarak kullanılırlar.

*Bir gram nötral yağın yanmasıyla 9.1 kkal enerji açığa çıkar.Enerji en yüksek olan organik bileşiklerdir.



Yapılarına göre 3'e ayrılırlar:


1) Nötral Yağlar
* Yağ asidi ve gliserinden oluşurlar.
* Önemli organların dış yüzeyini örterler
Gliserin + 3Yağ Asidi ------> Yağ + 3H2O
2) Fosfolipitler
* Fosforik asit ihtiva eden lipitlerdir.
* Hücre zarının yapısına katılırlar.
3) Steroidler
* Hormon vitamin olarak görev yaparlar.
* Kolesterolde bir steroiddir.
Yağların Vücuttaki Görevleri
* Enerjiye dönüştürülürler.
*Yağda eriyen A,D,E,K vitaminleri yağlarla birlikte emilir.Yağlar bu vitaminlerin emilmesini sağlar.
* Deri altındaki yağlar ısı kaybını önler.Vücudu dış etkilere karşı korur.
* İç organların etrafını sararak mekanik etkilere karşı korur.
*Yağlar midede uzun süre kaldığı için tokluk duygusunun uzun süre devam etmesini sağlarlar.

Yağların Kimyasal Yapısı
Yağ asitleri ve gliserolden oluşurlar.Gliserin 1 molekül yağ asidiyle birleşirse Monogliserid,2 molekül yağ asidiyle birleşirse Digliserid,3 yağ asidiyle birleşirse trigliserid oluşur.
Yağ asitlerinin yapısındaki C atomları birer bağ yapmışsa bu şekildeki yağ asitleri Doymuş Yağ asitleridir.Bazı C atomları çift bağ yapmışsa bunlar Doymamış Yağ asitleridir.

SORU
Yağlarla ilgili olarak aşağıdaklerden hangisi söylenemez?
A) Hücrede hidrolize uğrayabilirler.
B) Hormon ve vitaminlerin yapısına katılabilirler.
C) Yapısındaki yağ asitlerinin hepsi doymuştur.
D) Golgide dehidrasyon sentezi sonucunda oluşurlar.
E) Yıkımı sonucunda elde edilen enerji ve su diğer moleküllere göre daha fazladır.
Cevap C
90 yağ asidi kullanılarak yağ molekülü oluşturuluyor. Bu esnada;
A) Kaç tane gliserol kullanılmıştır?
B) Kaç mol su açığa çıkmıştır?
C) Kaç tane ester bağı kurulmuştur?


PROTEİNLER
GENEL ÖZELLİKLERİ
Yapılarında C, H, O ve N;a ek olarak S ve P vardır. N içeren tek besin proteindir.
Yapıcı ve onarıcı olarak görev yapar.
Gerektiğinde de az miktarda olsa enerji üretiminde de kullanılır.
Yapı taşları aminoasitlerdir.
Protein moleküllerinin yapısında en fazla 20 çeşit amino asit bulunabilir zira doğada en fazla 20 çeşit aminoasit bulunmaktadır.
Yapıtaşları arasında peptit bağları bulunur.
Aminoasitlerin sıra ve sayısının farklı olması proteinlerin farklı olmasını sağlar.
Proteinler asidik ve bazik özellik gösteren tek besin olup bundan dolayı amfoter özellik gösterirler.Yani asitlere karşı baz bazlara karşı asit özelliği gösterirler.
Bir aminoasitte bir karboksil birde amino grubu bulunur.Proteinlere karboksil grubu asidik, amino grubu ise bazik özellik kazandırır.Radikal grup ise doğadaki 20 çeşit aminoasitin birbirinden farklı olmasını sağlar.
Yani tüm aminoasitlerin amino ve karboksil grupları aynıdır.
20 çeşit a.a vardır . Vücut tarafından yapılamayan 8 çeşit a.a vardır ve bunlara elzem amino asit denir.(bunlar: triptofan, treonin, izolöysin, löysin, lizin, fenilalanin, valin)
Vücuda alınan proteinin bir kısmı dışkı ile dışarı atılır.
Genellikler alınan proteinin %92 si sindirilir. Sindirimleri midede başlar, daha sonra ince bağırsakta kana karışırlar ve kan dolaşımı ile karaciğere taşınırlar.
Karaciğerde amino asitler enerjiye dönüşürler, bu dönüşüm sırasında amino asitlerden oluşan amonyak üreye dönüşerek idrar yoluyla dışarı atılır.
Bir aminoasit in karboksil grubuyla diğer bir aminoasitin amino grubu arasında 1 molekül suyun çıkıp 1 adet peptid bağının kurulmasıyla oluşan yapıya dipeptid denir.
Bu şekilde çok sayıda peptid bağının kurulmasıyla oluşan yapıya ise polipeptid=protein denilir.
PROTEINLERIN GÖREVLERI
1-Büyüme,gelişme ve yaşamın sürdürülmesinde,
2-Enzimler,bazı hormonlar ve antikor yapımında,
3-Sıvı ve asit-baz dengesinin sağlanmasında,
4-Enerji sağlar.
5-Yaraların,yanıkların iyileşmesi,
6-Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde görevlidir.
GÖREVLERİ
-Enzim ve hormonların yapısına katılırlar.
-Hücre zarının yapısına katılırlar.
-DNA’ nın gen adı verilen bölgesinden sentezlendiği için her canlının protein yapısı kendine has özellik gösterir.
-Kaslardaki aktin ve miyozin iplikleri,derideki kıllar ve tırnakları oluşturan keratin yapısal proteine örnektir.
-Proteinlerin fazlası vücutta yağ olarak ta depolanabilirler.
-Organizmada taşıyıcı olarak görev yaparlar.
Vücut savunmasında görev alan birimlerin yapısını oluştururlar
-Doku sıvısı ile kan damarları arasındaki ozmotik basıncı sağlarlar.
-Sıvı ve asit-baz dengesinin sağlanmasında görev alırlar
-Yaraların,yanıkların iyileşmesini sağlarlar
-Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde görevlidirler.
YETERSİZLİĞİ
1-Kuaşiorkor( Çocuklarda beslenme bozukluğu)
2-Vücut ağırlığında azalma
3-Enfeksiyonlara yakalanma riskinde artış
4-Hastalıklarda tekrarlama ve uzun sürme
5-Büyüme ve gelişmede gerilik
6-Sinir,sindirim sisteminde bozukluk
7-Yaralarda geç iyileşme
8-Anemi vb.belirtiler görülür.
PROTEINLERIN KALITESI
1-Eğer besinlerle alınan protein %100 kullanılıyor,yani vucutta hepsi dokulara çevriliyorsa buna örnek protein denir.Yumurta ve anne sütü örnek proteindir. 2-Et,süt ve benzeri hayvansal kaynaklarda bulunan proteinlerin tamama yakını (%91-100) sindirilmekte ve kullanılmaktadır.Buna iyi kalite protein denir. 3-Kurubaklagiller ve tahıllarda bulunan proteinlerin sindirilebilirliği %70-90 arasındadır,tam olarak kullanılmazlar.Buna düşük kaliteli protein denir.

HANGİ BESİNLERDE BULUNURLAR
Hayvansal kaynakların hem protein kullanılabilirliği hemde miktarı bitkisel kaynaklara göre daha fazladır.Yumurta,etler,kanatlı hayvanlar,deniz ürünleri,süt ve türevleri,kuru baklagiller,yağlı tohumlar,tahıllardır.


SORU
Bir protein molekülü 300 aminoasitten oluşmuş ise;
Kaç tane peptit bağı kurulmuştur?
Kaç molekül su açığa çıkmıştır?

VİTAMİNLER
Vücudumuzda düzenleyici olarak görev yaparlar.
Enzimlerin koenzim kısmına katıldıkları için canlı vücudu için son derece önemlidirler.
Eksikliklerinde çeşitli hastalıklar meydana gelir.
B ve K vitaminleri bağırsakta A vitamini ise provitamin A öncül maddesiyle karaciğerde sentezlenebilir.
Ayrıca yağda eriyen vitaminler (ADEK)karaciğerde depo edilirler.
Yağda eriyen vitaminlerin fazlası karaciğerde depo edilirken suda eriyen B ve C vitaminlerinin fazlası vücuttan atılır.

-A vitamini eksikliğinde gece körlüğü
-D vitamini eksikliğinde raşitizm
-E vitamini eksikliğinde kısırlık
-K vitamini eksikliğinde kanın pıhtılaşmaması(hemofili)
-B vitamini eksikliğinde anemi(kansızlık),beriberi
-C vitamini eksikliğinde skorbit(diş eti hastalığı) meydana gelmektedir.

VİTAMİNLER
Vücut direncini arttırırlar.
Enzimlerin yapısına katılırlar.
Düzenleştiricidirler,enerji vermezler,sindirilmezler.
Bir kısmı besinde bulunduğu şekliyle vitamin özelliğinde değildir.Bunlar vücuda
alındıktan sonra vitamin özelliği kazanır.Bunlara provitamin denir.
Yağda eriyen vitaminler A,D,E,K
Suda eriyen vitaminler B,C 'dir.
İnsan vücudunda A,B,D,K sentezlenir.
A karaciğerde
B,K bağırsakta bakteriler tarafından
D deride
A,D,K karaciğerde depolanır.Diğerlerinin fazlası atılır.
A vitamini Balık yağı,yumurta sarısı,süt,peynir,karaciğer,yeşil sebzelerde bulunur.
Büyüme ve gelişmeyi sağlar,vücudu enfeksiyonlara karşı korur,gece körlüğünü önler.
B vitamini Tahılların kabuklarında,et,süt,karaciğer ve yeşil sebzelerde bulunur.
Karbonhidrat,yağ ve proteinlerin vücut içinde kullanılmasında katalizör olarak görev yapar.Kansızlığı önler.
C vitamini Yeşil sebze ve meyvelerde bulunur.
Bağ dokusunun oluşması için gereklidir.Skorbit hastalığını önler.Vücudu enfeksiyonlara karşı korur.
D vitamini Balık yağı,karaciğer,yumurtada bulunur.Ultraviyole ışınlarının etkisi ile deride üretilir.
Vücuttaki Ca,P dengesini sağlar.Kemiklerin gelişmesini sağlar.Çocuklarda raşitizmi önler.
E vitamini Yeşil sebze,karaciğer,et ve bitkisel yağlarda bulunur.
Üreme organlarının gelişmesini sağlar ve kısırlığı önler.
K vitamini Yeşil sebzeler,karaciğer ve yumurtada bulunur.Bağırsaktaki bakteriler tarafından sentezlenir.
Eksikliğinde kanın pıhtılaşması gecikir.

MİNERALLER
İnorganik maddelerdir.Sindirime uğramazlar.
Enzimlerin yapısına katılırlar.Düzenleştiricidirler.
Minerallerin vücut içindeki görevleri şunlardır:
1)Enzimlerin ve hemoglobinin yapısına katılır(Fe,P).
2)Kemiklerin ve dişlerin gelişmesini sağlar(Ca,P,Mg).
3)Vücut ve hücre sıvısının osmatik basıncını ayarlar(Bunlardan hücre içi sıvıda Na,Cl;
hücre dışı sıvıda K,Mg ve P bulunur).
SU
İnorganik maddedir ve sindirime uğramaz.
Enzimlerin çalışması ve kimyasal reaksiyonların meydana gelebilmesi için su şarttır
(ÖRNEK:Hidroliz )



1987-ÖSS
Aşağıdakilerden hangisi, A ve D vitaminlerinin ortak özelliklerinden biridir?
A)Suda erime
B)Göz retinasının normal yapısının korunmasında rol oynama
C)Güneş ışınları yardımıyla deride oluşma
D)Bağırsak bakterileri tarafından sentezlenme
E)Karaciğerde depolanma
Cevap E şıkkıdır

1999-ÖSS
Vitaminlerle ilgili bazı özellikler şunlardır:
I)Bazılarının suda,bazılarının yağda çözünmesi.
II)Bazılarının heterotrof canlıların vücudunda depolanamaması.
III)Her vitaminin, yalnızca kendine özgü reaksiyonun gerçekleşmesinde rol alması.
IV)Heterotrof canlılar tarafından doğrudan sentezlenememesi.
Bu özelliklerden hangileri,heterotrof canlılarda ,bir vitamin eksikliğiyle ortaya çıkan bozukluğun başka bir vitaminle giderilememesinin nedenidir?

A)Yalnız II B)Yalnız III C)I ve II D)II ve IV E)III ve IV
Cevap B şıkkıdır
VİTAMİNLER
Yapısı ve fonksiyonları:
Vitaminlerin farklı özel kimyasal yapıları ve fiziksel fonksiyonları vardır.
Genellikle metabolik süreçte özel bir kimyasal reaksiyonu aktive ederler. Eğer vitamin yetersizliği varsa bu süreç tamamlanamaz, hastalık semptonları gelişir ve hastalık başlar.
Bazı vitaminler yalnızca besinlerden elde edilirken ( askorbik asit ( C vitamini) ), bazıları ise besinlerde bulunan ön maddelerle vücutta vitamine dönüştürülürler. (A vitamini, beta karotenden üretilir.) . Bazı vitaminler de bağırsak bakterileri tarafından üretilir. (K vitamini, B grup vitaminlerin çoğu). D vitamini her zaman diyetle sağlanamaz, ön madde vücutta üretilir ve güneş ışığının etkisi ile deride D vitaminine dönüşür.
Vitaminleri iki grupta sınıflandırabiliriz.
1. Yağda eriyen vitaminler: A, D, E, K vitaminler
Suda eriyen vitaminler: B grup vitaminleri ve C vitamini
Vücudumuzda düzenleyici olarak görev yaparlar.
Enzimlerin koenzim kısmına katıldıkları için canlı vücudu için son derece önemlidirler.
Eksikliklerinde çeşitli hastalıklar meydana gelir.
B ve K vitaminleri bağırsakta A vitamini ise provitamin A öncül maddesiyle karaciğerde sentezlenebilir.
Ayrıca yağda eriyen vitaminler (ADEK)karaciğerde depo edilirler.
Yağda eriyen vitaminlerin fazlası karaciğerde depo edilirken suda eriyen B ve C vitaminlerinin fazlası vücuttan atılır.
-A vitamini eksikliğinde gece körlüğü
-D vitamini eksikliğinde raşitizm
-E vitamini eksikliğinde kısırlık
-K vitamini eksikliğinde kanın pıhtılaşmaması(hemofili)
-B vitamini eksikliğinde anemi(kansızlık),beriberi
-C vitamini eksikliğinde skorbit(diş eti hastalığı) meydana gelmektedir.
http://tr.mydearbody.com/vitaminler/index.html

ENZİMLER
Canlılarda Hücrede gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonlar dış ortamdaki reaksiyonlara
göre
Daha hızlı
Düşük ısıda
Dar PH derecesinde gerçekleşir.

Hücredeki biyokimyasal reaksiyonların gerçekleşmesini sağlayan biyolojik katalizör
olan enzimlerdir.

Enzimlerin görevleri
Reaksiyon hızının canlı için yeterli olması
Reaksiyonun başlaması için gerekli aktivasyon enerjisinin düşürülmesi
Reaksiyon oluşurken açığa çıkan enerjinin canlıya zarar vermeyecek düzeyde tutulması

Enzim çeşitleri :
Basit enzimler : Sadece proteinden oluşmuş enzimler . ÖRN: Bütün sindirim enzimleri , üreaz
Bileşik enzimler : Protein olan esas kısım ve protein olmayan organik veya inorganik yardımcı kısımlardan meydana gelir.

Protein kısım = Apoenzim
Yardımcı kısım = Organik ise koenzim(vitaminler)
İnorganik ise kofaktör(Ca,K,Na) Apoenzimle koenzim (kofaktör) in oluşturduğu yapıya holo enzim denir.

Enzimlerin genel özellikleri

Her enzim özel bir substratı etkiler.
Substratın yüzey artışı enzim etkinliğini artırır.
Her enzim özel bir kofaktör (koenzim) le çalışır.
Bir kofaktör (koenzim) birden çok enzimin yardımcı kısmı olabilir.
Her hücre kendi enzimini kendi üretir.
Her hücrede kimyasal reaksiyon çeşidi kadar enzim çeşidi vardır.
Enzimler reaksiyonları hızlandırırlar veya yavaşlatırlar.
Enzimler tepkimeden değişmeden çıkarlar. (harcanmazlar) ve tekrar tekrar kullanılırlar.
Enzimler hücre dışında da etkendirler.
Enzimler protein yapıdadırlar. Proteinlerin yapısını bozan her şey (PH, Isı vb.) enzimin yapısını da bozar.
Enzimatik reaksiyonlar çift yönlüdür.
Enzimler belirli bir PH değerinde aktifleşirler. ÖRN: Pepsin , PH=2 , Tripsin PH=8,5
Her enzim bir gen tarafından kontrol edilir.
Enzimler tek veya takımlar halinde çalışırlar.
Bazı enzimler inaktif olarak üretilir. Aktivatörlerle aktif hale getirilir.
HCI
ÖRN : Pepsinojen -------------- Pepsin
(inaktif) (aktif)
16-Bazı maddeler (metal iyonları ve zehirler) enzimlerin aktif bölgeleri ile birleşip onları etkisiz hale getirir.
17-Birleşik enzimlerde substratı tanıyan protein kısmıdır. Bağlanma ve etkinlik ise kofaktör (koenzim) ile gerçekleşir.


1- Ortam Isısı

Düşük Isı : Kinetik enerji azalır. Reaksiyon yavaşlar.Dönüşümlüdür.
Yüksek Isı : Enzimlerin protein olan yapısını bozar.Dönüşümsüzdür.

2- Ortam PH
Asitler ve bazlar enzimlerin hızını yavaşlatır.

Enzimlerin en etkin olduğu PH değeri 7 dir.
Enzimin yapısını bozarlar.
Substratın yapısını bozarlar.
Enzim koenzimin (kofaktör) ayrışmasına neden olurlar.
Enzimle substrat arasına girerek birleşmeye engel olurlar.

Ancak bazı enzimler farklı PH derecesinde aktif olurlar.
ÖRN : Pepsin ------------- PH = 2
Tripsin --------------PH = 8,5 gibi

3- Enzim miktarı
Belli oranda substrat bulunan ortama enzim ilave edildikçe reaksiyon hızlanır ve en hızlı noktada substrat bitince reaksiyon durur.

4- Substrat miktarı
Enzim miktarı sabit tutulup substrat miktarı arttırıldıkça reaksiyon hızlanır. Enzimlerin doygunluk anından sonra belirli hızla devam eder ve biter.
5- Substrat yüzeyi :
Enzimler substrata dış yüzeyden etki ederler yüzey arttıkça enzim etkinliği artar.
Not:Enzim miktarıda artarsa
6- Ortamdaki diğer maddeler
Aktivatörler:(Vitamin,hormon,safra tuzu vb)
İnhibitörler:(Ağır iyonlar,toksinler,zehir vb)
Enzimlerin Adlandırılması

Etkilendikleri substratın veya reaksiyonun sonuna az eki getirilerek adlandırılırlar.
Substrata göre : Lipid ------------- Lipaz
Maltoz ------------Maltaz
Protein ----------- Proteinaz

Reaksiyona göre : Hidroliz --------------- Hidrolaz
Oksidasyon ---------Oksidaz

YÖNETİCİ MOLEKÜLLER ve PROTEİN SENTEZİ

YÖNETİCİ MOLEKÜLLER
DNA ve RNA olarak iki çeşidi bulunan nükleik asitler, hücrelerin en önemli ve en büyük molekülleridir.

A. NÜKLEİK ASİTLERİN YAPISI
Yönetici moleküllerin temel yapı birimine nükleotit denir. Bir nükleotid ise üç farklı molekülün bağlanmasıyla meydana gelmiştir. Bu moleküller; beş karbonlu şeker (pentoz), azotlu organik baz ve fosforik asit dir.





Şekil : Nükleik Asitlerin Yapı Elemanları

Nükleotidler alt alta bağlanarak nükleotid zincirlerini meydana getirirler. Bu bağlanma ;şeker-fosfat; bağlarıyla sağlanır.

B. DNA MOLEKÜLÜ VE ÖZELLİKLERİ
hücrelerin yönetimini ve kalıtımını sağlayan dev moleküllerdir.
İki nükleotid zincirinin helozonik (sarmal) yapıda bağlanmasıyla oluşur.
Yapısında azotlu baz olarak Adenin (A), Guanin (G), Sitozin (S) ve Timin (T) bulunur.
Çift zincirinde Adenin sayısı Timin sayısına, Guanin sayısıda Sitozin sayısına eşittir.
Çift zincirdeki Adenin ile Timin arasında iki, Guanin ile Sitozin arasında üç tane zayıf hidrojen bağı bulunur.


Şekil : DNA nın Bir Bölümünün Yapısı
;RNA;dan farklı olarak deoksiriboz şekeri ve Timin bazı vardır.
;Çekirdekte, kloroplastta, mitokondride ve prokaryot hücrelerde sitoplazmada bulunur.
DNA nın bu yapısını ilk defa 1950'li yıllarda, biyolog Watson ile fizikçi CRİCK keşfetmişlerdir.

DNA nın Eşlenmesi (Replikasyon)
DNA;nın kendini eşlemesi, hücre bölüneceği zaman gerçekleşir. Bunun için, iki ipliği bir arada tutan zayıf hidrojen bağları bir fermuar gibi açılmaya başlar ve iki nükleotid dizisi birbirinden ayrılır. Sonra hücre sitoplazmasında bulunan nükleotidlerden uygun olanlar açılan noktalardan yerlerini alırlar. Replikasyon olayında nükleotidlerin bağlanması DNA polimeraz enzimiyle sağlanır.





Şekil : DNA nın Kendini Doğru Olarak Eşlemesi

Böylece fermuarın sonuna gelindiğinde başlangıçtaki DNA’nın aynısı olan iki yeni DNA meydana gelir.
Bu şekilde DNA’nın kendini eşlemesi olayına yarı korunumlu eşlenme denir.

C. RNA ve ÇEŞİTLERİ
Bir nükleotid zincirinden oluşurlar. Yapılarında DNA dan farklı olarak Riboz şekeri ve Urasil bazı bulunur. Kendilerini eşleyemezler.
RNA;ların DNA üzerinden sentezine transkripsiyon denir. Transkripsiyon yapılırken DNA nükleotidlerinin karşılarına onların eşi olan nükleotidler gelerek bağlanır. Sadece Timin yerine Urasil bağlanır.
Görevlerinin farklı olmasına bağlı olarak, her hücrede üç eşit RNA bulunur.



Şekil: DNA dan RNA Sentezi

1. mRNA (elçi RNA)
Sentezlenecek olan proteinin şifresini DNA;dan alarak ribozoma getirir. Ribozom birimlerini aktifleştirir ve ribozomda protein sentezine kalıplık yapar.
mRNA üzerindeki nükleotidlerin üçerli olarak oluşturdukları gruplara kodon (şifre kelime) denir.



Şekil : mRNA ve Kodonları

Başlangıç kodonu belli ve sabittir. Bu bütün canlılarda ve her protein sentezinde aynı olup AUG nükleotidlerinden oluşur. Durdurucu kodon üç çeşit olup, her mRNA da bunlardan birisi bulunur. Bunlar UAG, UGA ve UAA kodonlarıdır.

2. tRNA (Taşıyıcı RNA)
Protein sentezi sırasında, sitoplazmadaki amino asitleri, kendine uygun olarak bağlayıp ribozomlara taşır. Proteinlerin yapısında 20 çeşit amino asit bulunduğundan, canlılarda en az 20 çeşit de tRNA vardır.



Şekil: tRNA ların Genel Yapısı

3. rRNA (Ribozomal RNA)
Proteinlerle birlikte ribozomların yapısını oluşturur. Hücredeki RNA’ların en çoğu rRNA;dır.





Tablo : DNA ile RNA nın Karşılaştırılması



PROTEİN SENTEZİ
Ökaryot bir hücrenin hangi proteinleri sentezleyebileceğine ait bilgi çekirdekteki DNA larda saklıdır.
Proteinlerin çeşitli olması; bir proteinde bulunan amino asitlerin sayısına, çeşidine ve diziliş biçimine bağlıdır.
Protein sentez basamaklarını şöyle özetleyebiliriz:
1.Çekirdekteki DNA molekülünün anlamlı zinciri üzerinden mRNA sentezlenir. Bu sırada DNA daki genetik bilgiler mRNA’ya aktarılır. Bu olaya transkripsiyon (yazılma) denir.
2.Sentezlenen mRNA sitoplazmaya geçerek ribozomun küçük alt birimine bağlanır ve protein sentezi sırasında kalıp olarak görev yapar.
3.ATP ve enzimlerle aktifleştirilmiş olan tRNA’lar kendilerine ait amino asitleri ribozoma taşırlar.
4.Protein sentezine başlama sinyalini mRNA’daki AUG kodonu verir. Bu kodon metionin amino asitini şifreler.
5.tRNA’nın antikodonları ile mRNA’nın kodonları geçici olarak birleşir ve bu esnada mRNA’daki bilgilerin tRNA’daki antikodonlara uygun olarak okunması başlar. Buna translasyon denir.
6.Protein sentezi mRNA üzerinde durdurucu kodonlar gelinceye kadar devam eder. UAG, UAA ve UGA kodonları protein sentezini durduran kodonlardır.
7.Durdurucu kodondan sonra sentezlenen polipeptid (protein) ribozomdan ayrılıp gerekli olan yerlerde kullanılır.
HÜCRE
VARLIK: Duyu organlarımızla algılayabildiğimiz her şeye varlık denir.

CANLI VARLIK CANSIZ VARLIK
1- Tek Hücreliler(Ör: bakteri) Ör: madde
2- Çok Hücreliler(Ör: bitki- hayvan ve insan)

Canlıların, canlılık özelliği gösteren en küçük parçasına hücre denir. Hücreler yaşayan organizmaların yapısal ve fonksiyonel en küçük birimidir.
Hücreler gelişmişlik düzeyine göre ikiye ayrılır:
1-Prokaryot Hücreler: Bu hücrelerin zarlı organelleri ve belirgin bir zarla çevrili çekirdeği yoktur. Yalnızca hücre zarı, sitoplazma ve zarsız organel olan ribozom taşırlar. Kalıtım maddeleri (DNA) sitoplazmada bulunur. Örneğin bakteri, mavi- yeşil alg prokaryot hücrelidir.
2- Ökaryot Hücreler: Bu tip hücrelerin zarla çevrili çekirdeği, zarla çevrili organelleri, hücre zarı ve sitoplazması vardır. Örneğin protistler, mantarlar, hayvanlar, bitkiler ökaryot hücrelidir.
Ökaryot bir hücre dıştan içe doğru üç kısımdan oluşur:
I- Hücre zarı II- Sitoplazma III- Çekirdek

I-HÜCRE ZARI: Hücrenin en dışında yer alan ve hücreye şekil veren kısımdır.
Hem bitkisel, hem hayvansal hücrelerde bulunur.
Çift katlı, ince bir zar olan hücre zarı üzerinde madde alış verişini sağlayan delikler (porlar ) vardır.
Hücre zarı canlı, saydam, esnek, seçici ve geçirgendir.
Zarın kimyasal yapısını, yağlar, karbonhidratlar ve proteinler oluşturur. Zarın yapısı hakkında iki model geliştirilmiştir:

1- Sandviç (birim zar ) modeli
Sandviç modeli zarın yapısını açıklar ancak madde alış verişini açıklayamadığı için kabul görmemiştir.
2- Akıcı mozaik modeli.
Akıcı mozaik modeline göre hücre zarı iki sıra yağ molekülü arasında serbest olarak bulunan protein ve glikoproteinlerden oluşur. Madde alış verişi zar yüzeyindeki porlarla sağlanır.

Hücre zarından geçebilen maddeler: Küçük moleküller ( glikoz, aminoasit, su, madensel tuzlar), yağda eriyen A, D, E, K vitaminleri, nötr moleküller (oksijen ve karbondioksit )’tir.

Hücre zarının görevleri:
1- Hücreyi dış etkenlerden korumak
2- Hücreye şekil vermek
3- Madde alış verişini kontrol etmektir.

Hücre Çeperi: Bitkisel hücrelerde hücre zarının dışında bulunur. Selüloz adı verilen ölü bir maddeden yapılmıştır. Hücre duvarının selülozdan yapılmış olması, hücrenin madde alış verişini engellemez. Çünkü hücre duvarında da porlar vardır. Hücre çeperi cansız, kalın dayanıklı, esnek olmayan, tam geçirgen ve selüloz yapıdadır.

II- SİTOPLAZMA: Hücre zarı ile çekirdek arasını dolduran, renksiz, yarı saydam, yumurta akı kıvamında (kolloid) bir sıvıdır. Sitoplazma canlıdır ve hücrenin bütün hayatsal faaliyetleri burada oluşur.
Büyük bir çoğunluğu sudan oluşan sitoplazmada, sudan başka, organik, inorganik maddeler, organeller, madensel tuzlar, hormonlar ve vitaminler de bulunur.
Organik Madde: Sadece canlıların yapısında bulunan yağlar, karbonhidratlar ve proteinler bu grubu oluşturur.
İnorganik Madde: hem canlıların, hem de cansızların yapısında bulunabilen su ve madensel tuzlar bu grubu oluşturur.
Organeller: Sitoplazmanın içinde yapıları ve görevleri birbirinden farklı küçük parçacıklar vardır. Bunlara organel denir.

ORGANELLER


ZARSIZ ORGANELLER
* ribozom
*sentrozom
TEK KAT ZARLI ORGANELLER
* endoplazmik redikulum
* golgi cisimciği
* lizozom
* koful
ÇİFT KAT ZARLI ORGANELLER
* plastitler
* mitokondri

1- Ribozom: Protein sentezinin yapıldığı yerdir. Endoplazmik redikulumun çekirdek zarının üzerinde olabildiği gibi sitoplazma içinde serbest de olabilir. Aminoasit ve RNA bulundurur. Virüs hariç tüm canlılarda ribozom bulunur.
2- Sentrozom: Yalnızca hayvan hücresinde bulunur. Sentriol denilen birbirine dik iki silindirik yapıdan oluşur. Görevi, hücre bölünmesi sırasında iğ ipliklerini oluşturmaktır.
3- Endoplazmik Redikulum: Hücre zarı ile çekirdek arasında bulunur ve bunlar arasındaki ilişkiyi sağlar. Kıvrımlı bir yapısı olup, kanallar sistemidir. Hücre içi taşıma ve depolama sistemi olarak görev görür. İki çeşittir; ribozom taşıyanlar (granüllü e.r), ribozom taşımayanlar (granülsüz e.r). Granüllü endoplazmik redikulum, ribozom sayesinde protein sentezine yardımcı olur. Granülsüz endoplazmik redikulum ise yağ sentezine yardımcı olur.
4- Golgi Cisimciği: Yapı olarak endoplazmik redikuluma benzer. Endoplazmik redikulumun kıvrılıp, üst üste yassı kesecikler oluşturmasıyla meydana gelir.
Başlıca görevleri şunlardır: Salgı maddelerinin üretilmesini sağlar.( vücudumuzun tükürük, ter, süt bezlerinde çok bulunur.) Depo görevi görür. ( hücrede yağ ve protein sentezi arttığında şişerek, hacmi büyür.) Lizozom ve koful oluşumunda etkilidir. Sindirim enzimi üretir. Yağların sentezinden, hücre zarının yapım ve onarımından sorumludur.
Sperm ve alyuvar hücrelerinde golgi bulunmaz.
5-Lizozom: Yalnızca hayvansal hücrelerde bulunur. Bitki hücrelerinde benzeri yapılar vardır. Burada sindirim enzimleri bulunur. Görevi hücre içi sindirimidir. Hücre yaşlandığı zaman patlar ve hücrenin kendi kendini sindirmesini sağlar (intihar kesecikleri). Bu olaya otoliz denir. Ayrıca hücreye giren yabancı proteinleri ve protein yapısındaki maddeleri parçalarlar.
Karaciğer, dalak ve akyuvarlarda çok sayıda bulunur.
6-Koful: Daha çok bitki hücrelerinde görülür. Bitki hücrelerinde az sayıda ve büyük, hayvan hücrelerinde çok sayıda ve küçüktür. Bulunduğu hücrenin çeşidine göre depolama, sindirim, boşaltım gibi görevler üstlenir. Madde taşımacılığında etkilidir.
Tek hücrelilerde besin ve boşaltım kofulları gibi çeşitleri vardır.
7- Plastitler: Sadece bitki hücrelerinde bulunur. Hücre ile gelişerek, bulundukları ortama göre, farklı renk pigment taneciklerini oluştururlar ve renklere göre farklı görevler üstlenirler. Plastitler ışık etkisiyle birbirlerine dönüşebilirler.
Pigmentleri ve görevleri farklı plastitler üç çeşittir:
a) Kloroplast: Yeşil renk pigmenti olan klorofil taşırlar. Bitkilerin yapraklarında, ham meyve ve sebzelerinde, genç dallarında, otsu gövdelerinde bulunur. Kloroplastlar fotosentez olayını gerçekleştirir. Fotosentez sonucu besin ve oksijen üretilir.
b)Kromoplast: Sarı, kırmızı ve turuncu renk pigmentlerini taşırlar. Böylece bitki ve meyvelere renk verirler, vitamin üretip depolarlar. Kloroplastın değişimi ile oluşurlar.
c)Lökoplast: Renksiz plastitlerdir. Işık aldığında yeşil renkli kloroplastlara dönüşebilirler. Bitkinin tohumlarında, kök ve toprak altı gövdesi gibi depo organlarında bulunur. Lökoplastlarda protein, yağ ve nişasta gibi besinler depolanır.

III- ÇEKİRDEK: Hücrenin bölünme ve büyüme faaliyetlerini yöneten kısımdır. Ökaryot hücrelerde bulunur. Genellikle hücrelerde tek çekirdek bulunur. Görevleri; hücreyi yönetmek, kalıtım bilgisini taşımak ve hücre bölünmesini sağlamaktır.
Çekirdeğin yapısını dört kısımda inceleyebiliriz:
1-Çekirdek Zarı:
; Çekirdek içi ile sitoplazmayı birbirinden ayıran kısımdır.
İki katlı olup, yapısı hücre zarına benzer.
Üzerinde porlar bulunur ve tam geçirgendir (RNA ve ATP’yi geçirebilir.)
Çekirdek ile sitoplazma arasında madde alış verişi sağlar.
2- Çekirdek Öz Suyu: :Çekirdeğin içini dolduran, yapı olarak sitoplazmaya benzeyen kısımdır. İçinde su, organik, inorganik maddeler, nükleik asitler (DNA, RNA) bulunur.
3- Çekirdekçik:
Çekirdek öz suyunun yoğunlaşması ile oluşan kısımdır. Sayısı birden çok olabilir.
Yapısında RNA ve proteinler bulunur.
Protein sentezinde rol aldığı sanılmaktadır.
Hücre bölünmesi esnasında kaybolur, sonra tekrar ortaya çıkar.
4- Kromatin İplikler: Çekirdek öz suyu içerisine dağılmış olan ağ ve yumak şeklindeki yapılardır. Hücrenin bölünmesi esnasında kısalıp kalınlaşarak kromozom haline dönüşürler. Kromozomlar protein ile genetik şifremiz olan DNA molekülleri taşırlar

Çalışma soruları
A-KARBONHİDRATLAR
1-*Organik bileşikler yapı maddesi olarak kullanılırsa birinci sırada hangi organik bileşik yer alır? (Protein)
2-*En fazla eneri içeren organik bileşik hangisidir? ( Yağlar)
3-*Karbonhidratlar hangi canlılar tarafından nasıl oluşturulurlar? (Yeşil bitkiler tarafından, fotosentezle)
4-*Karbonhidratların en küçük birimlerine ne denir? (Monosakkarit)
5-*İnsan kanında belli bir seviyede bulunan kan şekeri de denilen monosakkarit hangisidir? ( Glikoz)
6-* Meyve şekeri olarakta bilinen monosakkarit hangisidir? ( Fruktoz)
7-*Monosakkaritler genel formülü ile nasıl gösterilir, ( CH2O)n
8-*Küçük molekülü organik bileşikler birleşirken su açığa çıkmaktadır. Bu olaya ne denir? (Dehidrasyon sentezi)
9-*Büyük moleküllü organik bileşiklere su katılarak yapı birimlerine ayrılmasın ne denir? (Hidroliz)
10-*n sayıda monosakkarit birleşirse kaç mol su açığa çıkar? (n-1 mol su)
11-* Karbonhidratları oluşturan moleküller arasında hangi bağ oluşur? Bu olaya ne denir? ( Glikozit bağı oluşur- Glikozitleşme denir)
12-* İki glikozun birleşmesiyle oluşan disakkarite ne denir? (Maltoz)
13-*Glikozla fruktozun birleşmesiyle oluşan disakkarit hangisidir? ( Sakaroz)
14-*Glikozla Galaktozun birleşmesiyle oluşan disakkarit hangisidir? ( Laktoz)
15-*Hayvan nişastası olarakta bilinen karbonhidrat hangisidir? ( Glikojen)
16-*Kandaki Glikozun yakılarak enerjiye dönüşmesini, fazlasının ise yağa çevrilerek depolanmasını sağlayan, pankreasın salgıladığı hormon hangisidir? ( İnsülin hormonu)
17-*Kandaki şeker azaldığında, karaciğerdeki glikojeni glikoza çevirerek kana karışmasını sağlayan, pankreasın salgıladığı hormon hangisidir? ( Glukagon)
18-*Kandaki şeker miktarını ayarlayan İnsülin ve Glukagon hormonları, vücudumuzdaki hangi organ tarafından salgılanır? (Pankreas)
19-*Karbonhidratların, yağlara göre, yakıldıklarında daha az enerji vermelerine rağmen birinci derece enerji kaynağı olarak kullanılmalarının nedeni nedir? (Kolay yıkıma uğramalarından dolayı)
B- YAĞLAR
1-*Yağlar (lipitler) karbonhidratlarla birleşerek hangi yapıları oluştururlar? (Glikolipitleri)
2-* Yağlar (lipitler) proteinlerle birleşerek hangi yapıları oluştururlar? ( Glikoproteinleri)
3-*Üç mol yağ asidi bir mol gliserinle birleşirse kaç mol su açığa çıkar? ( 3 mol su)
4-*Üç mol yağ asidi bir mol gliserinle birleştiğinde oluşan yağa ne denir? (Trigliserit)
5-* Üç mol yağ asidi bir mol gliserinle birleşirken aralarında oluşan bağa ne denir? ( Ester bağı)
6-* Kış uykusuna yatan hayvanlar ve göçmen kuşlar gerekli enerjiyi ve suyu nereden sağlarlar? ( Vücutlarında depo ettikleri yağları yakarak)
7-*Yağlar daha fazla enerji verdikleri halde ikinci derece enerji verici organik bileşik olmasının nedeni nedir? (Yağların yıkımının zor olmasından dolayı)
8-*Yakıldığında fazla enerji vermeleri, vücut ısısını korumaları, depo edilebilmeleri gibi özellikler hangi organik bileşiğe has bir özelliktir? ( Yağlara)
9-*Karbon atomları arasında çift bağ olan yağlara nedenir? ( Doymuş yağ )
10-* Karbon atomları arasında tek bağ olan yağlara nedenir? ( Doymamış yağ)

C- PROTEİNLER
1-*Proteinlerin hücredeki görevleri nelerdir?( Hücrede yapım, onarım ve düzenleyici görev yaparlar)
2-* Proteinlerin en küçük birimleri nelerdir? ( Amino asitlerdir)
3-*Bir amino asidin yapısında hangi guruplar vardır? ( Amino grubu, Karboksil grubu,Radikal grup)
4-*İnsan vücudu kaç tane amino asidi sentezleyebilir? ( 12 amino asidi)
5-* Bitkiler kaç tane amino asit sentezleyebilir? ( 20 amino asidide sentezlerler)
6-* Amino asitleri birbirine bağlayan bağlara ne denir? (Peptit bağı)
7-*n sayıda amino asit birbirine bağlanmış ise kaç mol su açığa çıkar? ( n-1 mol su çıkar)
8-* İnsan vücudunun sentezleyemediği amino asit kaç tanedir? Bunlara ne denir? (8 tane- Esansiyel amino asit)
9-*Her canlıda ki proteinlerin farklı olmasının nedeni nedir? ( Amino asitlerin çeşidi, dizilişi ve sayısının farklı oluşundandır?
10-*Proteinlerin sentezi nerelerde yapılmaktadır? ( RNA ların aracılığı ile ribozomlarda sentezlenir)
11-*Protein yetersizliğinde hangi durumlar ortaya çıkar? Büyüme yavaşlar, direnç azalır. Zihinsel gerileme görülür, yaralar geç iyileşir.
12-*Vücutta protein eksikliliğinin görülmesinin nedeni nedir? (Depo edilemediklerinden dolayı)


D- ENZİMLER
1-*Canlı hücrelerde gerçekleşen yapım ve yıkım olaylarının tümüne ne denir? (Metabolizma)
2-*Bir kimyasal tepkimenin başlayabilmesi için gerekli olan en düşük enerji miktarına ne denir? ( Aktivasyon enerjisi)
3-*Bir aktif enzim hangi birimlerden oluşmuştur? ( Protein, vitamin veya mineralden)
4-*Enzimlerin aktifleştirici kısmı mineralden oluşmuşsa bu enzime ne denir? (Kofaktör)
5-* Enzimlerin aktifleştirici kısmı vitaminden oluşmuşsa bu enzime ne denir? ( Koenzim)
6-*Enzimlerin proteinlerden oluşmuş bölümüne ne denir? (Apo enzim
7-* Enzimlerin etki ettiği maddelere ne denir? ( substrat)
8-* Enzimlerin hangi maddeye etki edeceği hangi kısmı ile belirlenir? ( Protein)
9-* Canlılarda reaksiyonların hızlı gerçekleşmesini sağlamak için hangi organik bileşik kullanılır? ( Enzimler)
10-* Enzimler reaksiyonlara hangi yönde etki ederler? ( Çift Yönde)
11-* Enzimler aktif durumda olduklarında substratın sonuna az eki alırlar. Buna bir örnek veriniz. (Oksidaz)
12-* Enzimler inaktif durumda olduklarında substratın sonuna jen eki alırlar. Buna bir örnek veriniz.( pepsinojen)
13-*Enzimlerin etkinliğini durduran maddelere ne denir? (İnhibitör madde)
14- Enzimlerin etkinliğini artıran maddelere ne denir? ( Aktivatör madde)
15- Enzimlerin etkinliğini artıran maddelere bir örnek verin. ( pepsinojen + HCl ------ Pepsin)
16- Enzimlerin etkinliğini durduran maddelere bir örnek veriniz. ( siyanür)
17- Bazı besin maddelerini kurutarak bozulmadan uzun süre saklamamızın nedeni nedir? Çünkü su yoğunluğunun düşük olduğu ortamda enzimlerin çalışması duracağından bozulma olmaz)
18- Bazı besin maddelerini buzdolabında uzun süre bozulmadan saklamamızın nedeni nedir? Çünkü sıcaklığın düşük olduğu ortamda enzimlerin çalışması duracağından bozulmaz)
19-Ağza alınan besinlerin iyice çiğnedikten sonra yutma amacının enzimle ilişkisini açıklayınız. (Etkinen madde yüzeyi arttıkça enzimlerin etkisi de artmaktadır.)
20- pH derecesinin enzimle ilişkisini açıklayınız. ( Her enzimin çalışabileceği uygun pH dereceleri vardır)
E- VİTAMİNLER
1- Vitaminlerin metabolizmadaki görevleri nelerdir? ( Düzenleyici ve direnç artırıcı olarak görev yaparlar)
2- Vitaminlerin sindirimi nasıl yapılmaktadır? ( Sindirime uğramazlar. Yağda yada suda çözülürler)
3- Hangi vitaminler yağda çözünürler? (A,D,E,Kvitaminleri)
4- Hangi vitaminler suda çözünürler? (B ve C vitaminleri)
5- Hangi vitaminler ihtiyaç kadarıyla günlük olarak vücuda alınmalıdır? (B ve C vitaminleri)
6- Hangi vitaminler depo edilebildiği için eksikliği fazla görülmez? ( A,D,E,K vitaminleri)
7- Eksikliğinde gece körlüğü, halsizlik, deride kuruma görülen vitamin hangisidir? ( A vitamini)
8- Kalsiyum ve fosforun emilmesini sağlayan, çocuklarda raşitizm hastalığına yol açan vitamin hangisidir?(D)
9- Eksikliğinde kalp damar hastalıklarına ve kısırlığa yol açan vitamin hangisidir? ( E)
10- Eksikliğinde kan pıhtılaşması olmayan, kalın bağırsakta bakteriler tarafından da sentezlenen vitamin hangisidir? ( K)
11- B1 vitamini eksikliğinde hangi hastalık ortaya çıkar? ( Beriberi hastalığı)
12- B3 vitamini eksikliğinde hangi hastalık görülür? ( Pellegra)
13- Eksikliğinde deride yaralar,saç dökülmesi,sinir sistemi bozuklukları görülen vitamin hangisidir?(B5)
14- Eksikliğinde anemi hastalığına ve deride yaraların oluşmasına neden olan vitamin hangisidir? ( B9)
15- C vitamini eksikliğinde hangi hastalık oluşur? ( skorbüt)

BURSA CUMHURİYET LİSESİ BİYOLOJİ DERSİ DUYURU VE DERS NOTLARI
Kazım ONAR
Biyoloji Öğretmeni

Hiç hata yapmayan insan genellikle hiçbir şey yapamaz. 2010 yılında hatalarımızın az, başarılarımızın devamlı olması dileğiyle mutlu yıllar..

Amacım sizlere bilgiyi en hızlı, en doğru ve şeffaf bir şekilde aklınızda hiç bir soru işareti bırakmadan ulaştırmaktır.Sizler başarılı oldukça bizler bundan mutluluk ve gurur duyarız.
Sınavlarda sorulan soruların cevapları aynı günün akşamı buradan duyrulacaktır.
Kazım ONAR
(Cumhuriyet lisesi biyoloji öğretmeni)

DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ KONULARI
(TIKLA ÇALIŞ)

ENDOKRİN SİSTEM
(Tıkla Canlı ders izle)

Sistemler

SİNİR SİSTEMİ (Tıkla çalış)

ENDOKRİN SİSTEM

HORMON MUCİZESİ

DOKTOR GÖZÜYLE HORMONLARIMIZ

Canlı DESTEK VE HAREKET Sistem Dersi İzle

SİNDİRİM SİSTEMİ CANLI İZLE

SİNDİRİM SİSTEMİ CANLI DERS İZLE

SOLUNUM SİSTEMİ VİDEO

LİSE 3.FEN SINIFLARINA DUYURULUR
11-A, B,C,D ve E sınıfı öğrencileri 2. dönem 3. sınavda 5. ve 6. ünitenin tamamından 7. ünitede ise insanda boşaltıma kadar sorumlusunuz. Bu üç ünite ağırlıklı bir sınav olacak. Sınav tarihi 4 haziran cuma. Sınav karışık olacak. Konularla ilgili bol test çözmenizi öneriyorum. Bilgisayarınıza indirin ve ya çıktı alın çalışın.( sınıfta not tutmadıysanız)

SORU DAĞILIMI
10 Test
5 Klasik
5 Boşluk Doldurma
5 Doğru - Yanlış

SINAV KONULARI
Solunum sistemi (Tamamı)
Taşıma ve Dolaşım sistemi ( Tamamı)
Boşaltım sistemi (insanda boşaltıma kadar)


BOŞALTIM SİSTEMİ :
normal sonucu olarak vücuttaki her hücre birtakım artık madde üretir. Bu artıklar fazla su, tuzlar, karbondioksit ve üredir. Bu zararlı ve işe yaramayan maddelerin vücuttan dışarı difüzyonla veya özelleşmiş yapı ve sistemleriyle atılmasına boşaltım denir.
Organizmada boşaltımla görevli bütün organların veya yapıların meydana getirdiği sisteme boşaltım sistemi denir.
Boşaltım sisteminin bir görevi; azotlu artıkların dışarı atılması, diğer bir görevi de, canlının yaşayabilmesi için uygun ve dengeli iç ortamın oluşmasını sağlamaktır.
Bir hücrelilerde BoşaItım:
Tek hücreli organizmalarda boşaltımı sağlamak amacıyla oluşmuş özel bir boşaltım maddeleri sistem yoktur. Boşaltım maddelerini hücre zarından osmoz ve difüzyonla atarlar. Hücre içindeki su yoğunluğu osmotik basınçla sağlanır. Tatlı sularda yaşayan terliksi hayvanda osmotik basınç fazla olduğundan, hücre içine giren suyun boşaltım görevini kontraktil kofullar yapar.
Kontraktil kofullar hücrenin iki ucunda bulunur, birbirine zıt çalışır. Kasılıp gevşeyerek fazla suyu boşaltırlar. Karbondioksit ve amonyak ise difüzyonla hücre yüzeyinden atılır. Denizlerde yaşayan silliler de ise böyle bir osmotik basınç farkı olmadığından kontraktil koful yoktur. Denizlerde yaşayan bir hücreli canlılarda azotlu artık maddeler vücut yüzeyinden amonyak halinde atılırlar.
Il. Bitkilerde Boşaltım :

Bitkilerde özelleşmiş bir boşaltım sistemi yoktur. Su yosunlarında boşaltım difüzyonla olur. Kara bitkilerinde boşaltım ürünleri karbondioksit ve su buharı stomalardan dışarı atılır. Stomalardan su buharının atılmasına terleme denir.
Devetabanı, buğdaygiller ve otlar gibi bitkiler neme doymuş havada yaprak ucundan damlama (gutasyon) yoluyla da su atarlar. Damlamayı yaprak kenarında bulunan hidatod (su savakları) denen özel yapılar sağlar. Damlamayla terlemeden daha fazla su atılır. Damlayan suda kökle alınan tuz da vardır.
Kireçli topraklarda (kalsiyum oranı fazla) yetişen bazı bitkiler örneğin; ıspanak, limon ve portakal yapraklarında, metabolizma artıklarını kofullarında inorganik tuzlarla birleştirir. Bunları kalsiyum oksalat kristalleri olarak depolar. Yaprak dökümüyle, depolanmış bütün boşaltım maddelerinden arınmış olur. Bir kısım bitkiler ise inorganik tuzları ve organik maddeleri kökleriyle toprağa boşaltır.
Sünger ve sölenterelerde boşaltım :
Boşaltım olayı için özel boşaltım sistemleri yoktur. CO2 ve azotlu (NH3) artıklar vücut yüzeyinden difüzyonla atılır. Hidra da amonyak ve CO2 gibi boşaltım maddeleri önce vücut boşluğuna bırakılır. Daha sonra bu maddeler vücut yüzeyinden ve ağızla dışarı atılır.
Yassı solucanlarda boşaltım:

Protonefridiyum denilen boşaltım sistemiyle yapılır. Protonefridiyum, bir çok kanaldan oluşur. Kanallarla bağlantı kuran çok sayıda silli alev hücresi bulunur. Sillerin hareketi mum alevinin titreşimini andırdığından bu yapılara alev hücresi denir. Alev hücreleri boşaltım kanalına bağlıdır.
Alev hücresindeki sillerin hareketi ile bu hücrelere giren su boşaltım kanallarına iletilir ve dışarı atılır. Protonefridiyumun esas görevi vücudun su dengesini sağlamaktır. Amonyak ve CO2 nin bir bölümü vücut yüzeyinden difüzyonla  dışarı atılır.
Halkalı solucanlarda boşaltım :
Boşaltım organı nefridyumdur. Vücudun her halkasında bir çift nefridyum bulunur. Bu halkadan kirpikli huni ile başlayan nefridyum uzun ve kıvrımlı kanalla öbür halkaya bağlıdır. Buradan dışarı açılır. Kapalıdolaşım gözlendiğinden kıvrımlı kanallar üzerindeki kılcal damarlarla glikoz gibi yararlı maddeler ve suyun bir kısmı geri emilerek idrar oluşur ve bu boşaltım artığı dışarı atılır.
Böceklerde boşaltım :
Boşaltım organı malpigi tüpleridir. Vücut boşluğuna uzanan tüplerin ağız kısımları birleşerek bağırsağa sindirim açıklığı-na açılır. Bu tüplerin kapalı serbest uçları, vücut boşluğundaki kandan boşal-tım maddelerini difüzyon ve aktif taşıma ile alır, diğer ucu ile bağırsağa boşaltır.
Artık ürünlerdeki su, son bağırsaktan geriye emilir. Boşaltım maddeleri sindirim artıklarıyla beraber ürik asit olarak kristaller halinde vücuttan atılır. Bu, böceklerin su artırımı için önemli uyumlarından biridir
IV. Omurgalılarda Boşaltım :
Omurgalı canlılarda, boşaltım görevini böbrekler yapar. Omurgalılarda üç tip böbrek görülür.
Pronefroz
Mezonefroz
Metanefroz


1- Boşaltım Sistemi :
Canlıların yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için dışarıdan aldıkları besin içerikleri, vücutta enerji üretimi için, yapım ve onarım için ve düzenleyici olarak kullanılır. Besin içeriklerinin hücrelerde yaşamsal faaliyetlerde kullanılması (besin maddelerinin hücrelerde parçalanması) sonucu oluşan su, madensel tuzlar, karbondioksit gazı, amonyak, üre, ürik asit gibi zararlı ve atık maddelerin vücut dışına atılmasına boşaltım denir. Boşaltım olayını gerçekleştiren sisteme boşaltım sistemi denir. Boşaltım olayında, hücrelerde oluşan zararlı atık maddeler, vücuda dışarıdan alınarak kana karışan zararlı maddeler ve vücudun ihtiyacından fazla alınan yararlı maddeler dışarıya atılır.
İnsanlarda boşaltım sistemini oluşturan organlar; böbrekler, idrar (sidik) borusu (kanalı) (üreter), idrar (sidik) torbası (kesesi) ve üretradır.
İnsanlarda deri, akciğerler ve kalın bağırsak ta boşaltım yapan diğer organlardır. Ayrıca karaciğer de boşaltıma yardımcı organdır.
İnsanlarda boşaltım sistemi, solunum ve dolaşım sistemleri ile birlikte çalışır.

SORU : 1- Nefron nedir?
2- Diyaliz nedir?
3- Vücut, besin içeriklerini ne için kullanır? (Enerji üretimi, yapım, onarım ve düzenleyici olarak kullanır).
3- Besin içerikleri vücutta kullanıldıktan sonra ne olur? (Atık maddeler oluşur).

2- Boşaltım Sistemi Organları ve Görevleri :
İnsanlarda boşaltım sistemi; böbrekler, idrar (sidik) borusu (kanalı) (üreter) ve idrar (sidik) torbası (kesesi) ve üretradan oluşur.

a) Böbrekler :
Böbrekler, vücutta yaşamsal faaliyetler sonucu oluşan su, üre, ürik asit ve madensel tuzlardan oluşan atık maddelerin kandan süzülerek idrar şeklinde vücut dışına atılmasını sağlar. Yani insanlarda boşaltım olayını gerçekleştiren organ böbreklerdir.
Böbrekler karın boşluğunun arkasında ve bel hizasında, bel omurlarının (omurganın) iki yanında biri sağda biri solda olmak üzere iki tane olan ve kuru fasulyeye benzeyen (10 cm uzunluğundaki) koyu kırmızı renkli organlardır. Böbreklerin çukur olan orta kısımları birbirine dönüktür. (Böbrekler, eller bele konduğunda, belin arkasında başparmakların geldiği yerlerde bulunur).
Böbreklerin üst kısımlarında hormon salgılayan böbrek üstü bezleri bulunur. Böbreklerin etrafında kalın yağ tabakası bulunur. Bu yağ tabakası böbrekleri dış etkilere karşı korur. Böbreğin en dışında yer alan saydam, ince ve dayanıklı olan yapıya da böbrek zarı denir.
Böbreklerin birbirine bakan kısımları çukur olup, bu kısımlara göbek denir. Böbreklerin çukur olan orta kısımlarına böbrek atardamarı, böbrek toplardamarı ve idrar borusu bağlıdır. (Aorttan ayrılarak, süzülecek kanı böbreğe getiren böbrek atardamarı göbeğe girer; böbrekten kan götüren böbrek toplardamarı ve idrar kanalı göbekten çıkar).
Böbrekler, kabuk bölgesi, öz bölgesi ve havuzcuk olmak üzere üç kısımdan oluşur.

1- Kabuk Bölgesi (Korteks) :
Böbrek zarının hemen altında yer alan, toplu iğne başı görünümündeki kırmız renkli taneciklerden oluşan kısımdır. Kabuk bölgesine böbrek atardamarı bağlıdır. Böbrek atardamarı ile gelen kandaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzlar gibi zararlı ve atık maddelerin süzüldüğü yerdir.
Kabuk bölgesinde, kandaki atık maddeleri süzen taneciklere (kısma) süzücü cisimcik veya nefron (malpighi tanecikleri) denir. Nefronlar, böbreğin en küçük görev birimidir. (Her böbrekte yaklaşık 1 milyon nefron vardır).
2- Öz (Medulla) Bölgesi :
Kabuk bölgesindeki nefronlar tarafından kandan süzülen su, üre, ürik asit ve madensel tuzlar gibi zararlı ve atık maddelerin yani süzüntünün yani idrarın havuzcuğa taşındığı yerdir. Atık maddeler yani idrar, öz bölgesindeki idrar kanalcıklarından geçerek havuzcuğa taşınırlar.
Öz bölgesine böbrek toplardamarı bağlıdır. Süzülen ve temizlenen kan, böbrek toplardamarı ile alınarak böbreklerden uzaklaştırılır.

3- Havuzcuk (Pelvis) Bölgesi :
Böbreğin ortasında bulunan ve kandan süzülen su, üre, ürik asit ve madensel tuzlardan oluşan idrarın böbreklerde toplandığı yerdir. Havuzcuğa, idrar borusu (kanalı) bağlıdır. (Sağlam bağ dokudan yapılmıştır).

b) Üreter (İdrar (Sidik) Borusu (Kanalı)) :
Böbreğin havuzcuk kısmına bağlı olan ve havuzcukta toplanan idrarı, idrar torbasına (kesesine) taşıyan 22 – 25 cm uzunluğundaki borudur.

c) İdrar (Sidik) Torbası (Kesesi) (Mesane) :
Üreter (idrar borusu) ile böbreklerden gelen idrarın vücutta toplandığı yerdir. İdrar torbası kuvvetli kaslardan yapılmıştır ve gerektiğinde genişleyerek idrarı bir süre depolar. İdrar torbasında depolanan idrar, buraya bağlı olan idrar yolundan (üretradan) ile vücut dışına atılır.

3- Boşaltım Yapan Diğer Organlar :
İnsanlarda akciğerler, deri ve karaciğer boşaltım yapan diğer organlardır.

a) Akciğerler :
Hücrelerde solunum olayı sonucu oluşan karbondioksit gazını ve su buharını, soluk verme yoluyla vücut dışına atarak boşaltım yapar.

b) Deri :
Vücutta fazla olan su ve madensel tuzları terleme yoluyla vücut dışına atarak boşaltım yapar. Ayrıca terleme yoluyla (dışarı atılan su molekülleri, ısı moleküllerini taşır) vücudun ısı dengesi sağlanmış olur.

c) Karaciğer :
Hücrelerde solunum olayında bazı besinler (proteinler) parçalandığında amonyak denilen ve çok zehirli olan bir sıvı oluşur. Karaciğer, çok zehirli olan amonyağı, daha az zehirli olan üre ve ürik aside çevirerek boşaltıma yardımcı olur.
Karaciğer, yaşlanmış alyuvarlar hücrelerini parçalar ve oluşan atıklarını safra sıvısı ile bağırsaklara göndererek boşaltım yapar.

d) Kalın Bağırsak :
Kalın bağırsak, ince bağırsaktan kana geçemeyen besinler ile su, madensel tuzlar (mineraller), besin atıkları ile safra sıvısının bir süre depolanmasını ve sindirim sisteminin son bölümü olan anüse iletilip anüsten de dışkı yoluyla vücut dışına atılmasını sağlar.

NOT : 1- Atık maddeleri vücuttan uzaklaştıran organlar;
• Böbrekler
• Akciğerler
• Deri
• Kalın bağırsak
• Karaciğer (Boşaltım yapmaz).

SORU : 1- Vücudumuzdaki atık maddeleri uzaklaştıran organlar hangileridir?


4- İnsanda Boşaltım Olayının Gerçekleşmesi :
Hücrelerde yaşamsal faaliyetler sonucu oluşan su, madensel tuzlar, karbondioksit gazı ve amonyak kana verilir ve toplardamarlar ile kalbe getirilir.
Kalbe gelen kirli kan önce akciğer atardamarı ile akciğerler gönderilir ve içindeki karbondioksit gazı solunum sisteminden soluk verme yoluyla vücut dışına atılır. Temizlenen kan akciğer toplardamarı ile kalbe geri gelir. Kalbe gelen kan aort atardamarı ile vücuda pompalanır. Vücuda pompalanan kan, karaciğere gelir ve kandaki amonyak, üre ve ürik aside çevrilir. Kan daha sonra böbrek atardamarı ile böbreklere gelir. (Böbrek atardamarı, aorttan ayrılan damarlardan biridir.)
Böbreklere gelen kirli kandaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzlar, kabuk bölgesindeki nefronlar tarafından süzülür. Süzülen ve temizlenen kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden uzaklaştırılır. (Böbreğe gelen kan oksijen yönünden, böbrek toplardamarı ile böbreklerden giden kan karbondioksit yönünden zengindir. Böbrek toplardamarı, alt ana toplardamara bağlanır).
Kabuk bölgesindeki nefronlar tarafından süzülen su, üre, ürik asit ve madensel tuzlardan oluşan süzüntü yani idrar, öz bölgesindeki idrar kanalcıklarından geçerek havuzcukta toplanır. Havuzcuktaki idrar, idrar borusu ile idrar torbasına taşınır ve idrar torbasından da idrar yoluyla vücut dışına atılır.
(Süzüntüdeki suyun büyük bir bölümü, glikoz ve diğer besin maddeleri öz bölgesindeki toplama kanalcıkları tarafından emilerek tekrar kana geçer. Bu olaya geri emilim denir. Böylece yararlı maddelerin vücut dışına atılması engellenmiş olur. Süzüntüdeki su ve besinler emildikten sonra havuzcukta kalan sıvıya idrar denir).


SORU : 1- Böbrek yetmezliği hastaların günlük yaşantısını nasıl etkiler?
2- Diyaliz cihazı, böbrek yetmezliği hastalarının tedavisinde nasıl kullanılır? (Böbreklerin görevini yerine getirir ve kandaki idrarı süzer).
3- Böbrek nakli, böbrek hastalarının hayatı açısından nasıl bir öneme sahiptir? (Böbrek yetmezliği hastalığının kesin tedavisi olduğu için diyaliz makinesine bağlanmaya ihtiyaç duymazlar).
4- Böbrek yetmezliği hastaları için teknolojik gelişmelere bağlı olarak başka hangi tedavi yöntemleri vardır?
5- Ülkemizde böbrek nakli ihtiyacı karşılanabiliyor mu?
6- Hastalara böbrek nakli nasıl yapılır?
7- Boşaltım sistemi ile ilgili hastalıklarda hangi teknolojik gelişmeler kullanılır?


5- Boşaltım Sisteminde (Böbreklerde) Görülen Hastalıklar :
Boşaltım sisteminde; böbrek iltihabı, böbrek taşı, böbrek yetmezliği, idrar torbası ve idrar yolu iltihabı, nefrit, üremi, albümin, sistit, şeker hastalığı ve yüksek tansiyona bağlı olan böbrek rahatsızlıkları görülür.

a) Böbrek İltihapları :
Böbreğin öz bölgesinde veya havuzcuğunda görülür. İdrar tutamama, bel ağrısı, halsizlik, üşüme, ateşlenme gibi belirtileri vardır.

b) Böbrek Taşları :
İdrardaki madensel tuzların (kalsiyum tuzları, D vitamini ve azotlu bileşiklerin), idrar kanalcıklarında veya havuzcukta veya idrar borusunda birikmesi ile oluşur. Erkeklerde daha fazla ortaya çıkar. Sancı ve idrarda kan görülmesi gibi belirtileri vardır. (Taş oluşumunun önlenmesi için günde yeterince su içilmeli, süt ve süt ürünlerinin aşırı tüketiminden uzak durulmalıdır.)
Böbrek taşlarının tedavi yöntemlerinden biri taş kırmadır. Bunun için yüksek enerjili (ultrasonik) ses dalgaları kullanılır ve ses dalgaları cilde ve böbreklere zarar vermeden taşları kırabilir. Kırılan taşlar idrarla dışarı atılır. Büyük ve kırılamayan taşlar ise ameliyatla alınabilir.

c) Böbrek Yetmezliği :
Böbreklerin tamamen veya kısmen (%80) görevini yerine getirememesi hastalığıdır. Bu hastalığı taşıyan insanların kanındaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzları temizlenmesi için DİYALİZ makinesine bağlanması veya böbrek naklini yapılması gerekir.
Diyaliz makinesi, idrarla atılamayan su, üre, ürik asit ve madensel tuzların kandan süzülerek kanın temizlenmesini sağlar. Bu yöntem, kalıcı tedavi sağlamaz. Kalıcı tedavi için böbrek naklinin yapılması gerekir.
Organ nakli, canlı bir kişinin bir böbreğini (sağlıklı bir kişi tek böbrekle de yaşayabilir ) ya da yeni ölmüş ama organları hala canlı birinin böbreğini alarak yapılabilir.

d) Nefrit :
Nefronların iltihaplanması hastalığıdır. Yüz, göz ve ayak bileklerinde şişme gibi belirtileri vardır. Bulaşıcı hastalıklar sonucu oluşur.

e) Üremi :
Böbrek yetmezliği sonucu idrarla atılması gereken zararlı ve atık maddelerin atılamayıp kanda (vücutta) birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalıktır.

f) Albümin :
Nefronların görevini yapamaması sonucu, proteinli maddelerin idrara geçmesidir.

g) Sistit :
Üreme organları veya kan yoluyla gelen mikropların, idrar yollarında oluşturduğu yanmadır.

SORU : 1- Boşaltım sisteminin sağlığının korunması için neler yapılmalıdır?
2- Hastalanıldığında niçin idrar tahlili istenir?







6- Boşaltım Sisteminin Sağlığı ve Korunması :

1- Yeterli miktarda sıvı alınmalıdır. (Böbreklerin rahat çalışması için bol sıvıya ihtiyacı vardır. Alınan sıvı miktarı sıcak ve kuru havalarda arttırılmalıdır. Günlük en az 2 litre su alınmalıdır.)
2- İdrar uzun süre tutulmamalıdır. (Böbrek taşları oluşabilir).
3- Böbrekler ve idrar yolları soğuktan korunmalıdır. (Böbrek sağlığı için).
4- Aşırı acı ve baharatlı yiyecekler yenilmemelidir.
5- Düzenli banyo yapılmalıdır. (Derideki gözeneklerin açılması için).
6- İçilen su ve yenilen besinler temiz olmalıdır.
7- Böbrek iltihabı rahatsızlıklarında tedavi yarıda kesilmemeli ve ilaçlar zamanında alınmalıdır.
8- Diş çürükleri ve boğaz iltihabı hemen tedavi ettirilmelidir. (Çürük veya iltihaba yol açan mikroorganizmalar, kalıcı böbrek rahatsızlıklarına yol açabilir.)
9- Kişisel temizliğe dikkat edilmelidir.

NOT : 1- Boşaltım sistemi, solunum ve dolaşım sistemleri ile birlikte çalışır.
2- İdrarda safra sıvısı olduğu için idrar sarı renklidir.
3- Kandan süzülen idrarda glikoz (şeker) varsa bu kişi şeker hastasıdır.
4- Bel soğukluğu ve AİDS, cinsel yolla veya kan yoluyla bulaşan bulaşıcı hastalıklardır ve bu hastalıklar böbreklerin çalışmasını engellerler.
5- Böbreklerin en küçük görev birimi nefronlardır. Nefronlar, süzme ve geri emilme yoluyla çalışırlar.
6- • Her böbrekte yaklaşık 1 milyon tane nefron bulunur.
• Vücutta her 1 dakikada kanın 1 litresi böbreklerden geçer. Günde ortalama 500 litre kan böbrekler tarafından süzülür.
• Böbrekler her 10 – 20 dakikada bir vücuttaki kanın tamamının süzülmesini sağlar. Bu işlem günde 100 – 150 kez tekrarlanır.
• Böbreklerde süzülen kanın %98–99’u geri emilerek böbreklerden uzaklaştırılır.
• Günde ortalama 1,5 – 2 litre idrar oluşur. (Hayat boyu yaklaşık 45.000 litre).
• İdrar kesesi, yetişkin insanlarda 600–700 mlt kadar, çocuklarda ise 500 mlt kadar idrar tutabilir. Çocuklarda idrar kesesinin ¼ ü dolunca çocuk idrar yapma ihtiyacı duyar.
7- Kalın bağırsak, boşaltım sistemi organı değildir, sindirim sistemi organıdır.
8- Böbrek atardamarı → Oksijeni bol, taşıdığı kanda zehirli atıklar fazla.
Böbrek toplardamarı → Karbondioksiti bol, taşıdığı kan zararlı maddelerden arındırılmış.
9- Bir nefronun yapısı üç kısımdan oluşur:
1- Glomerül : Kılcal damarların oluşturduğu yumaktır.
2- Bowman Kapsülü : Kılcal damar yumağının ( glomerül’ün )
çevresini saran zarsı yapıdır.
3- Boşaltım Kanalcıkları : Bowman kapsülünün devamıdır.
Kanalcıklar kıvrımlı olup, yer yer ‘U’ görünümü alırlar.(U kısım kabuk bölgesinde değildir, öz bölgesine sarkmıştır.) Boşaltım kanalcıkları, böbreğin ortasına açılan toplama kanallarına uzanırlar.
10- Öz bölgesinde taban kısmı kabuk bölgesine, tepe kısmı havuzcuğa bakan, piramit şeklinde yapılar vardır. Bunlara malpighi piramitleri denir. Bu piramitler idrar toplama kanallarından oluşur. Ayrıca boşaltım kanalcıklarının U kısmı da öz bölgesindedir.
Öz bölgesi süzülen sıvıdaki faydalı maddelerin geri emildiği yerdir.
11- İdrarın oluşması ve vücuttan atılması :
• Kan, böbrek atardamarları yoluyla böbreklere gelir ve nefronlarda süzülür.
• Kan içindeki yararlı maddeler, süzülme sırasında nefronlarda emilir (geri emilim) ve tekrar kana geçer.
• Süzülerek temizlenen bu kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden çıkar.
• Süzülmeden sonra kalan tuzun ve suyun fazlası ile üre idrarı oluşturur.
• Oluşan idrar, üreterde ve idrar kesesinde toplanır.
• İdrar üretra ile vücuttan dışarı atılır.
12- Boşaltım sistemi hastalıklarını inceleyen bilim dalına nefroloji denir.



1- Ülkemizde böbrek nakli ihtiyacı karşılanabiliyor mu?
Ülkemizde yaklaşık 30 bin kronik böbrek yetmezliği hastası, haftanın üç günü diyaliz cihazına bağlı olarak “böbrek nakli olabilmek umuduyla’ hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak bu hastaların yılda sadece 600’ü bu imkânı elde edebiliyor. Ülkemizde bugüne kadar toplam 4800 böbrek nakli yapılmıştır. Yeterli sayıda organ bağışı yapılmadığından böbrek nakli ihtiyacı karşılanamamaktadır.

2- Hastalar böbrek nakli nasıl yapılıyor?
Yaşayan bir insanın böbreklerinden birinin nakil ihtiyacı olan bir başkasına ameliyatla nakledilmesi şeklinde yapılır. Ayrıca beyin ölümü geçekleşmiş bağışçının böbreğinin alınarak ihtiyacı olan bir kişiye verilmesi yoluyla da gerçekleşir.

Solunum Sistemi (Konu Anlatımı)

SOLUNUM SİSTEMİ :
Canlılarda Solunum Sistemi ve özellikleri

Solunum, genel anlamda canlı organizmada gaz değişimini ifade etmek için kullanılır.
1. Dış Solunum
Solunum organlarıyla dış ortamdan hava alınması ve verilmesi, yani soluk alıp vermeye denir.
2. İç Solunum
Solunum organlarına dolan havadaki oksijenin yakalanıp hücrelere kadar taşınması, hücrelerde oluşan karbondioksitin aynı yolla solunum organlarına getirilmesidir.
3. Hücresel Solunum
Hücrelere kadar gelen besinlerin orada oksijenle veya oksijensiz olarak yakılması ve ATP üretilmesi olayıdır.

A. CANLILARDA GAZ ALIŞ VERİŞİ
Tek hücrelilerde solunum gazlarının hücreye giriş çıkışı, hücre yüzeyinden geçiş (difüzyon) ile sağlanır.
Çok hücreli organizmalardan süngerler ve sölenterelerde de, özelleşmiş bir solunum sistemi yoktur. Bunlarda tek hücrelilerde olduğu gibi sudaki erimiş oksijeni vücut yüzeyleri ile alır, CO2 yi de aynı yolla suya terkederler.

BİTKİLERDE SOLUNUM

Bitkiler,hücre dışı solunumu gözenek ve kavukçuklarla yapar. Gözenekler yapraklar da kovucuklar ise çok yıllık(çam,söğüt,ardıç)gibi bitkilerin gövdelerinde bulunur. Kovucuklar gövdenin gaz alışverişini gerçekleştirmesi yanında terleme yapmasını da sağlar.


B. SOLUNUM ORGANLARI
1. Deri Solunumu
Vücut dış yüzeyini örten deri gaz değişimini sağlar. Alınan oksijen iç dokulara difüzyonla ya da kanla taşınır. Bu solunumu yapan, yassı ve yuvarlak solucanlarda dolaşım sistemi ve kan yoktur. Toprak solucanlarının tek katlı epitel dokudan ibaret derilerinde bulunan Goblet hücreleri çıkardıkları mukoz salgıyla vücut yüzeyinin devamlı nemli kalmasını sağlarlar.
Kurbağa ve semenderlerin erginlerinde esas solunum organı akciğerlerdir. Nemli olan deri gerekli oksijenin %25 inin alınmasını sağlar. Memelilerde de kısmi deri solunumu vardır. Ancak alınan oksijenin oranı çok azdır. (% 1 kadar)
2. Trake Solunumu
Eklembacaklılardan Böcekler, Çok ayaklılar, Bazı Kabuklular ve Araknitlerde trake solunumu görülür. Trakeler dokulardaki hücrelere kadar sokulmuş borular sistemidir.

Trakeler O2 yi doğrudan hücrelere taşır. Bu hayvanların kanı O2 ve CO2 taşımada görev yapmaz. Bu nedenle kanlarında oksijen taşıyan solunum pigmentleri bulunmaz. Kanları renksizdir. Trakelere gaz giriş çıkışı vücut ve kanat hareketleri yardımıyla sağlanır.
3. Solungaç Solunumu
Suda yaşayan hayvanlarda görülür. Kurbağa larvaları, deniz solucanları, bazı yumuşakçalar, kabuklular ve balıklarda bulunur. Solungaçlar suda çözünmüş oksijeni alacak şekilde özelleşmiş, yaprak veya tüy biçimindeki yapılardır.



4. Akciğer Solunumu
Kurbağa ve Semenderlerin erginlerinde, Sürüngen, Kuş ve Memelilerin tümünde görülür. Akciğer hacimleri ve yüzeyleri organizma gruplarının enerji ihtiyacına göre değişkenlik gösterir. Kuşların solunum sisteminde akciğerler ve hava keseleri bulunur. Hava keseleri bazı kemiklerin içlerine kadar uzanır. Kuş akciğerlerinde alveol yoktur. Hava keseleri hava depolar ve körük gibi fonksiyon yapar. Kuşların kemik boşlukları hava taşır. Bu yapı sayesinde kuşlar yükseklerde çok rahat uçabilirler.
Solunum Sistemiyle İlgili Yapılanların Özellikleri
Solunun organlarının duvarları gaz giriş çıkışını kolaylaştıracak biçimde ince bir yapıya sahiptir
Solunun organlarındaki tabakalar yüzey genişlemesine dolayısıyla difüzyon imkanının artmasına yardımcı olur Örneğin akçiğerşerdeki alveollerin toplam yüzeyi yaklaşık 100m2 dir.
Solunum gazllarının giriş-çıkışı olduğu yerlerdeki yüzeyler nemlidir

5. Birden Fazla Solunum Organı Taşıyan Hayvanlar
a. Akciğerli balıklarda (Dipneusti) iki solunum organı faaliyet gösterir. Bu balıklar nehirlerde yaşar, bu sürede solungaçlarını kullanırlar.
Su yüzeyine çıkarak hava keselerini dolduran balık, suların çekilmesiyle çamur altına girer. Uzun bir süre hava kesesindeki hava ile hayatını sürdürür.
b. Kurbağalar ve semenderler larva devresinde tamamen suda yaşadıkları için solungaç solunumu yaparlar. Ergin hale gelen kurbağalarda solungaç kaybolur, yerini akciğer alır. Ergin kurbağa hem deri ile, hem de akciğerleriyle solunum yapar. Kurbağalar derilerini nemli tutmak için genelde nemli ortamlarda yaşarlar. Kurak bir ortamda uzun süre kurbağa yaşayamaz.





1- Solunum Sistemi :
Canlılar yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. İhtiyaç duyulan bu enerji besinlerden karşılanır. Hücre içerisinde besinlerden enerjinin üretilebilmesi için, besinlerin oksijen ile parçalanması gerekir.
Hücre içerisinde besin maddelerinin oksijen gazı kullanılarak parçalanması ve enerji üretilmesine solunum denir. Solunum için besin ve oksijen gereklidir ve solunum sonucu ise hücrelerde su, karbondioksit gazı ve enerji açığa çıkar. Solunum sonucu üretilen enerji yaşamsal faaliyetlerde kullanılırken su ve karbondioksit gazı ise hücre dışına atılır.



(Hücre İçi Solunum Olayının Denklemi)
Mitokondri
Besin+ Oksijen ----------> Su +CO2 +Enerji

Hücre içerisindeki solunum olayı için gerekli olan oksijen gazının havadan (dışarıdan) alınarak kana verilmesini, kandaki karbondioksit gazının alınarak havaya (dışarıya) atılmasını sağlayan (organlardan oluşan) sisteme solunum sistemi denir.
Solunum sistemini oluşturan organlara solunum sistemi organları denir. İnsanlarda solunum sistemi organları sırayla; burun, yutak, gırtlak, soluk borusu, bronş, bronşçuk ve akciğerlerdir.
Solunum sistemi ile dışarıdan alınan havadaki oksijen gazını kana veren, kandaki karbondioksit gazını alarak solunum sistemine ileten organa solunumun temel organı denir. İnsanlarda solunumu temel organı akciğerlerdir.
İnsanlarda diyafram kası, göğüs kasları ve kaburgalar solunum sistemine yardımcı olan yapılardır.
Solunum sistemi soluk (nefes) alma ve verme olayları sayesinde çalışır. Solunum için gerekli oksijen gazının havadan alınarak kana verilmesine soluk (nefes) alma, kandaki karbondioksit gazının alınarak dışarı atılmasına soluk (nefes) verme denir. (Solunum ve soluk alıp verme olayları aynı kavramlar değildir. Solunum hücre içi solunum olayı, soluk alıp verme hücre dışı solunum olayıdır).


2- Solunum Sistemi Organları :
İnsanlarda burun, yutak, gırtlak, soluk borusu ve akciğerler solunum sistemi organlarıdır.

a) Burun :
Dışarıdan alınan havanın solunum sistemine (vücuda) ilk girdiği yer olup hem solunum sisteminin başlangıç organı hem de koku alma duyu organıdır. Burunda, burun kılları, burun kanalları (sinüsler), ve sümük (mukus) salgısını (sıvısını) üreten salgı bezleri (sümük = mukus bezleri) bulunur.
Burun, dışarıdan alınan havanın ısıtılmasını, nemlendirilmesini, havadaki toz ve mikropların tutulmasını sağlar. Havanın ısıtılıp nemlendirilmesini burun kanalları, havadaki toz ve mikropların tutulmasını ise burun kılları ve sümük salgısı sağlar.
b) Yutak :
Yutak, ağızdan sonra gelen boşluktur. Üst taraftan ağız ve burun boşluğuna, alt taraftan gırtlak ve yemek borusuna açılır. Yutak kas dokudan yapılmış olu 10 – 15 cm uzunluğundadır. Küçük dil ve bademcikler yutakta bulunur.
Yutak, burundan alınan havayı soluk borusuna, ağızdan alınan besinleri yemek borusuna iletir.

c) Gırtlak :
Soluk borusu ile yutak arasında bulunan, kıkırdaktan yapılan, ses kutusu da denilen organdır. Gırtlak, solunum olayı için alınan havanın soluk borusuna, besin maddeleri ile suyun da yemek borusuna iletilmesini sağlar.
Soluk verme olayı sırasında dışarı atılan hava ile gırtlak ta bulunan ses telleri titreştirilerek sesin oluşması sağlanır. Ses ise dil, dudaklar ve yanakların hareketi ve dişler sayesinde şekillenir ve kelimelere dönüşür.

d) Soluk (Nefes) Borusu :
Gırtlak ile akciğerler arasında bulunan ve kıkırdaktan yapılan 10 – 12 cm uzunluğundaki borudur. (Yemek borusunun önünde bulunur). Soluk borusu, at nalı şeklinde olan ve üst üste dizilen kıkırdak halkalardan oluşur. (Soluk borusunun yemek borusu ile komşu olan arka yüzü düz kaslardan yapılmıştır). Soluk borusunun iç yüzeyinde tek yönde hareket eden titrek tüylü hücreler (bu hücrelerin arasında salgı üreten hücreler yani gobletler) ile nemli bir zar bulunur.
Soluk borusu, gırtlaktan gelen havanın akciğerlere taşınmasını, (akciğerlerden gelen havanın gırtlak ile yutak ve burna) havanın ısıtılıp nemlendirilmesini ve havadaki toz ve mikropların tutulmasını sağlar.
Hava ile gelen toz ve mikroplar titrek tüylü hücreler ile tutulur, nemli zarın salgıladığı yapışkan ve kaygan salgı ile yapıştırılır ve balgam sayesinde dışarı atılır.
Soluk borusunu yapısındaki kıkırdak halkalar, soluk alıp verme sırasında soluk borusunun duvarlarının (birbirine) yapışmasını önler.

e) Bronşlar :
Soluk borusu akciğerler girmeden iki kola ayrılır. Bu kollardan her birine bronş denir. Bronşlardan her biri bir akciğere gider. Bronşların yapısı soluk borusuna benzer. Bronşlar da kıkırdak halkalardan oluşur, iç yüzeyi nemli zarla kaplıdır ve titrek tüylü hücreler bulunur. Bronşlar, soluk borusundan gelen havanın bronşçuklara iletilmesini sağlar.

f) Bronşçuklar :
Bronşlar akciğerlere girince daha küçük birçok kola ayrılır. Bu kollardan her birine bronşçuk denir. Bronşçukların yapısında kıkırdak halkalar ve titrek tüylü hücreler bulunmaz. Bronşçuklar, bronşlardan gelen havanın alveollere iletilmesini sağlar.

g) Akciğerler :
Kalp ile birlikte göğüs boşluğunda bulunan, açık pembe renkli, esnek, büyüyüp küçülebilen, sağda ve solda birer tane olmak üzere toplam iki tane olan solunum sisteminin temel organıdır. Sağ akciğer üç bölümlü (loblu), sol akciğer iki bölümlü (loblu) olup, sağ akciğer sol akciğerden daha büyüktür. (Sol akciğerde üçüncü lob yerine kalp yerleşir).
Akciğerlerin üzeri plevra (plöra) zarı ile örtülüdür. Bu zar, akciğerleri dış etkilere karşı korur.
Akciğerlerdeki bronşçukların uç kısmında üzüm salkımına benzeyen hava kesecikleri (alveoller) bulunur. (Alveoller, tek sıralı epitel hücrelerden oluşmuştur). Alveollerin etrafında da çok sayıda kılcal kan damarı bulunur.
Akciğerler, dışarıdan alınan havadaki oksijen gazını kana veren, kandaki karbondioksit gazını alan yani gaz alışverişini gerçekleştiren organlardır. Akciğerlerde gaz alışverişini gerçekleştiren yapılar ise alveollerdir. Dışarıdan alınan hava akciğerlerdeki alveollere dolar, alveollerden de etrafındaki kılcal kan damarlarına geçer. Kılcal kan damarlarındaki karbondioksit gazı da alveollere geçer.



3- Solunuma Yardımcı Yapılar :
Diyafram kası, göğüs (kaburga) kasları ve kaburgalar solunuma yardımcı yapılardır. Diyafram kası, göğüs boşluğunun alt kısmını kapatan yassı (çizgili) kastır. Göğüs (kaburga) kasları, kaburgaların arasında bulunan ve kaburgaların açılıp kapanmasını sağlayan kaslardır.
Dışarıdan havanın alınması ya da dışarıya havanın verilmesi akciğerlerin hacminin artması ya da azalması sayesinde gerçekleşir. Akciğerlerin hacminin artması ya da azalması için de göğüs boşluğunun genişlemesi ya da daralması gerekir. Göğüs boşluğunun genişleyip daralmasını da diyafram kası ile göğüs (kaburga) kasları sağlar.

4- Solunum Sisteminin Çalışması :
Solunum sistemi soluk (nefes) alıp verme olayları sayesinde çalışır.

a) Soluk (Nefes) Alma :
Soluk alma sırasında diyafram kası kasılır (düzleşir), kaburga kasları kasılır. Böylece göğüs boşluğu genişler, akciğerlerin basıncı azalır, akciğerlere hava dolar ve akciğerlerin hacmi artar.
Soluk alma sırasında; burundan alınan hava ısıtılır, nemlendirilir, temizlenir ve yutak ile gırtlağa, gırtlaktan da soluk borusuna gelir. Soluk borusuna gelen hava yine ısıtılır, nemlendirilir ve havadaki toz ve mikroplar tutularak balgam ile dışarı atılır. Hava soluk borusundan bronşlara, bronşlardan bronşçuklara, bronşçuklardan da alveollere gelir ve alveollere dolar. Alveollerdeki havada bulunan oksijen gazı (difüzyon yolu ile) kılcal kan damarlarına, kılcal kan damarlarındaki (kirli kandaki) karbondioksit gazı da (difüzyon yolu ile) alveollere geçer.
Temizlenen kan, akciğer toplardamarı ile kalbin sol kulakçığına taşınır, sol kulakçıktan sol karıncığa geçer ve aort atardamarı ile vücuda pompalanır. (Küçük kan dolaşımı).

b) Soluk (Nefes) Verme :
Soluk verme sırasında diyafram kası gevşer (kubbeleşir), kaburga kasları gevşer. Böylece göğüs boşluğu daralır, akciğerlerin basıncı artar, akciğerlerin hacmi azalır ve akciğerlerdeki hava boşalır, dışarı atılır.
Alveollerdeki kirli hava (karbondioksit gazı) bronşçuklara, bronşlara, soluk borusuna, gırtlağa ve yutağa iletilerek ağız ve burundan dışarı atılır.
Soluk verme sırasında dışarı atılan kirli hava gırtlaktan geçerken ses tellerini titreştirir ve sesin oluşmasını sağlar.

c) Soluk (Nefes) Alma Verme Olayları :

Soluk (Nefes) Alma Soluk (Nefes) Verme

1- Diyafram kası kasılır (düzleşir). 1- Diyafram kası gevşer (kubbeleşir).
2- Kaburga (göğüs) kasları kasılır. 2- Kaburga (göğüs) kasları gevşer.
3- Göğüs boşluğu genişler. 3- Göğüs boşluğu daralır.
4- Akciğerlerin hacmi artar.(Akciğerler genişler).
4- Akciğerlerin hacmi azalır.(Akciğerler sıkışır).
5- Akciğerlerin basıncı azalır.
5- Akciğerlerin basıncı artar.
6- Dışarıdan alınan havadaki oksijen gazı
alveollerden kana verilir
6- Alveollerdeki karbondioksit , kandaki karbondioksit alveollere alınır ve dışarı atılır.

Solunum Hızını Etkileyen Faktörler
1.Sinir impusları
2.Kaburga kaslarının kasılıp gevşemesi
3.Diyaframın Kasılıp gevşemesi
4.Akciğerde ki basınç azlığı ve fazlalığı
5.Kanda ki CO2 konsantrasyonu (CO2 artarsa asitlik artar ve solunum hızlanır)

. Solunum Gazlarının Taşınması
Kanın en önemli özelliklerinden biri; CO2 ve O2 taşıma kapasitesinin çok yüksek olmasıdır.
a. Oksijenin Taşınması : Hayvanların kanında O2 taşıyıcı solunum pigmentleri bulunur. Pigmentleri şu şekilde sıralayabiliriz: Hemoglobin, Hemosiyanin, Klorokruorin, Hemoeritrin
Oksijen kanda oksihemoglobin halinde taşınır. Çok az bir kısmı kan plazmasında çözünmüş olarak taşınır. (% 2 kadar). Akciğerlerde kana geçen O2, alyuvarlardaki hemoglobinle birleşip oksihemoglobini oluşturur.
Hb + O2 HbO2 (Oksihemoglobin)
Doku kılcallarında hemoglobinden ayrılıp doku sıvısına, oradan da difüzyonla hücrelere geçer.

b. Karbondioksitin Taşınması: Hücrelerde oluşan CO2, doku sıvısına geçip difüzyonla kılcal damarlara geçer. Normal olarak CO2, kanda çok az erir ve az bir kısmı kan plazması ile taşınır. Büyük bir kısmı ise alyuvarlara girer. Alyuvarlarda karbonik anhidraz enziminin katalizlemesi sonucu CO2, su ile birleşerek karbonik asiti oluşturur.
Karbonik asit (H2CO3), iyonlaşarak H+ ve HCO3– (bikarbonat) iyonu meydana getirir. H+ iyonu alyuvarlarda hemoglobinle, birleşerek HCO3 iyonları ise plazmada taşınarak akciğer kılcallarına getirilir.
Karbonik anhidraz enzimi

Akciğer kılcallarında HCO3 iyonları tekrar alyuvarlara girerek H+ iyonları ile birleşir ve H2CO3 (karbonik asit) oluşturur.
Yine karbonik anhidraz enziminin etkisiyle, karbonik asit, H2O ve CO2 e ayrışır. Böylece serbest kalan CO2 difüzyonla önce plazmaya, oradan da akciğer alveollerine geçer ve soluk verme ile dışarı atılır.


CO2 nin çok az bir kısmının hemoglobin ile de taşınabildiği belirtilmektedir. İnsanın soluduğu havada fazla oranda karbon monoksit (CO) bulunursa zehirlenme meydana gelir.
Çünkü, CO hemoglobin ile sıkı bağ yapar ve kolayca kopmaz. Bunun sonucunda oksijen hemoglobinle bağlanamaz ve dokular O2 siz kalır.

5- Solunum Sisteminin Sağlığı ve Korunması :
Solunum sisteminin sağlığının korunması için;

1- Havası temiz yerlerde bulunulmalıdır. (Toz ve mikrop girebilir).
2- Alkol, sigara, uyuşturucu kullanılmamalıdır. (Alkol, sigara ve uyuşturucu ile asbest gibi kimyasal maddeler solunum sistemi organlarına zarar verirler). (Solunum güçlüğüne, akciğer kanserine ve kalp krizine yol açar).
3- Soğuk havalarda ağızdan değil burundan nefes alınmalıdır. (Akciğerler için zararlıdır).
4- Burundan nefes alınıp verilmelidir. (Ağızdan alınırsa ısınma, nemlenme, temizlenme olmaz).
5- Havadaki nem oranı yeterli olmalıdır.
6- Terli iken üşütülmemelidir.
7- Tükürük, balgam gibi salgılar yere bırakılmamalıdır.
8- Vereme karşı BCG aşısı yaptırılmalıdır.

6- Solunum Sistemi Hastalıkları :
Solunum sisteminde, dışarıdan alınan havadaki virüs ve bakteriler sayesinde hastalıklar oluşur. Solunum sisteminde nezle ve grip, verem, kabakulak, kızamık, difteri (kuşpalazı), çiçek, suçiçeği, kızıl, boğmaca gibi bulaşıcı hastalıklar ile astım, bronşit, zatürree, zatülcenp, menenjit, akciğer kanseri, gırtlak kanseri gibi hastalıklar görülür.

1-(Bulaşıcı)Nezle ve Grip : Burun mukozasının iltihaplanması.
2-(Bulaşıcı)Verem : Akciğer dokusunun iltihaplanması ve yaraların (oyukların) oluşması.
3-(Bulaşıcı)Kabakulak : Kulak altı tükürük bezlerinin iltihaplanması.
4-(Bulaşıcı) Kızamık : Vücutta bağışıklık kazanırken kırmızı lekelerin oluşması.
5-(Bulaşıcı)Kızıl :
6-(Bulaşıcı) Difteri (Kuşpalazı) : Yutağın iltihaplanması.
7-(Bulaşıcı)Boğmaca :
8-(Bulaşıcı) Çiçek :
9-(Bulaşıcı) Suçiçeği : Vücutta bağışıklık kazanırken deride iz bırakan yaraların oluşması.
10- Astım :
11- Bronşit : Soluk borusu ve bronşların iltihaplanması.
12- Zatürree : Hava keseciklerinin ve akciğer dokusunun iltihaplanması.
13- Zatülcenp : Akciğer zarının iltihaplanması.
14- Menenjit : Uzun süreli gripten sonra grip virüsünün beyin zarını iltihaplandırması.
15- Akciğer Kanseri : Akciğer hücrelerinin kontrolsüz ve hızlı bir şekilde çoğalması veya ölmesi.
16- Gırtlak Kanseri :


NOT :

1- İnsanlar normal şartlarda dakikada 16 – 18 kez soluk alıp verirler. Soluk alıp verme
hızını omurilik soğanı yönetir.
2- Soluk alınırken burundan alınmalıdır. Ağızdan alınan hava kuru, soğuk ve toz ve
mikropludur. Bu da hastalıklara yol açar.
3- Soluk borusunun kıkırdaktan yapılmasının nedeni, soluk alıp verme sırasında
duvarlarının yapışmaması içindir.
4- Soluk borusu at nalı şeklinde, bronşlar tam halka şeklindeki kıkırdak halkalardan oluşmuştur.
5- Kandaki oksijenin %98; i alyuvarlardaki hemoglobin ile, %2; si kan plazması ile taşınır.
6- Soluk alıp verme süresi 2,5 sn; dir. (2,5 sn soluk alma, 2,5 sn soluk verme). Konuşurken soluk alıp verme süresi 5 – 10 sn; ye çıkar.
7- Canlılarda solunum organı olarak aşağıdaki organlar kullanılır.
Akciğerler : Kuşlar, memeliler, sürüngenler, erişkin kurbağalar.
Solungaçlar : Balıklar, kurbağa larvaları.
Trake : Eklembacaklılar.
Deri : Solucanlar (yumuşakçalar).
Yapraklar : Bitkiler.
8- Dışarıdan alınan hava gaz karışımıdır. Havada %78 oranında azot gazı, %21 oranında oksijen gazı, %1 oranında da diğer gazlar (CO2, CO, H2O buharı, He, Ne, Ar, ..) bulunur.
9- Diyafram ve kaburga kasları kasılıp gevşeyerek göğüs boşluğunda basınç farkı oluşturur ve bu sayede akciğerler vakumlama ile hava alıp verebilir.
10- Bademcikler lenf düğümüdür ve vücudu mikroplara karşı korurlar. Bademcikler üzerinde yaşayan mikroorganizmalar, bademciklerin iltihaplanmasına yol açar. Bu da kalp ve böbrek hastalıkları ile eklem romatizmasına neden olur.
11- Toz, gaz, aşırı bağırma, kirli hava gırtlak iltihaplanmasına, bu da gırtlak kanserine yol açar.
12- Gaz alışverişi akciğerlerdeki alveollerde difüzyon olayı ile gerçekleştirilir. Difüzyon olayı, maddenin çok (yoğun) olduğu yerden az (yoğun) olduğu yere geçmesidir.
13- Deniz kenarından yükseklere çıkıldıkça veya vücut fazla çalışıp çok enerji harcamışsa ya da fazla enerji ihtiyacı varsa veya havadaki oksijen miktarı azalmışsa (fazla solunum yapmak için fazla oksijen gerekli olacağından);
Soluk alışverişi hızlanır.
Kalp atışı hızlanır.
Kan basıncı artar.
Kandaki alyuvarlar sayısı (fazla oksijen taşıyabilmek için) artar.
14- Havadaki oksijen miktarı artarsa, vücudun fazla enerji ihtiyacı yoksa;
Soluk alışverişi yavaşlar.
Kalp atışı yavaşlar.
Kan basıncı düşer.
Kandaki alyuvarlar sayısı azalır.
15- Karbondioksit gazının ayıracı kireç suyudur. Karbondioksit gazı kireç suyunu bulandırır.
16- Solunum sisteminde gaz alışverişini gerçekleştiren yapı alveollerdir ve alveoller akciğerlerde bulunur. Bu nedenle solunum sisteminin en önemli organı gaz alışverişi yaptığı için akciğerlerdir.
17- Yemek yerken konuşulursa gırtlak yemek borusunu kapatıp soluk borusunu açar ve yenilen besinler soluk borusuna kaçıp soluk borusunu tıkayabilir. Bu nedenle yemek yerken konuşulmamalıdır.
18- Bronşlar, dallanarak bronşçukları oluşturur ve bronşçukların sayısı fazla olduğu için de uç kısımlarındaki alveol sayısı fazla olur. Bu sayede gaz alışverişi hızlı ve fazla bir şekilde gerçekleştirilebilir.
19- Grip aşısı, astımda kullanılan spreyler, bronkoskop teknolojik gelişmelere bağlı olarak kullanılır.

Soru ve Cevaplar ile Solunum Sistemi

1.Solunum sistemini oluşturan organlar nelerdir?
Burun,yutak,gırtlak,soluk borusu,bronşlar,bronşçuklar ve akciğerler görevlidir.

2.Solunum sisteminin görevi nedir?
Solunum sisteminin görevi vücudumuz için gerekli olan oksijenin havadan alınıp,vücudumuzda oluşan karbondioksitin vücut dışına atılmasını sağlamaktır.

3.Oksijenin ve karbondioksitin vücudumuzda dolaşması nasıl sağlanır?
Oksijenin ve karbondioksitin vücudumuzda taşınması kan dolaşımı ile gerçekleşmektedir.

4.Burunun görevi nedir?
Soluduğumuz hava burundan alınır. Hava burunda nemlenir ve ısınır. Burundaki kıllar da havadaki toz parçacıklarını tutar.

5.Yutağın görevi nedir?
Ağız ve burun boşluğuyla,yemek ve soluk borusunun birleştiği kısımdır. Burun ya da ağız yoluyla gelen hava yutağa geçer.

6.Gırtlağın özellikleri nelerdir?
Yutaktan gelen havayı soluk borusuna iletir. Gırtlak kıkırdaktan oluşur ve gırtlağın içinde bulunan ses telleri ile ses oluşumu sağlanır.

7.Soluk borusunun özellikleri nelerdir?
Üst üste dizilmiş kıkırdak halkalardan oluşur. Soluk borusunun görevi,havanın akciğerlere iletilmesini sağlamaktır. Soluk borusunun içi bir zarla kaplıdır. Bu zar,toz parçacıklarını ve mikropları tutmak için kaygan ve yapışkan bir salgı üretir. Tutulan yabancı maddeler balgam şeklinde dışarı atılır.

8.Akciğerlerin yapısını anlatınız.
Süngerimsi yapıda olan akciğerler biri sağda,diğeri solda olmak üzere iki tanedir. Akciğerlerin yapısında,çok ince duvarları olan alveoller bulunur. Alveollerin çevresi çok sayıdaki kılcal damarlarla çevrilidir. Akciğerle kan arasındaki gaz alışverişi alveollerde gerçekleşir.

9.Bronşlar ve bronşçukların yapısını anlatın.
Soluk borusu,bronş adı verilen iki, kola ayrılır. Bu kollardan biri sağ,diğeri sol akciğere girer. Akciğerlerde gittikçe incelen birçok dala ayrılarak bronşçukları oluşturur.

10.Diyafram hakkında bilgi verin.
Soluk alıp verme olayında görevli yapılardan biri diyaframdır. Diyafram akciğerlerin çalışmasını destekleyen güçlü bir kastır.

11.Soluk alma sırasında hangi olaylar gerçekleşir?
Diyafram soluk aldığımız zaman kasılarak düzleşir ve akciğerlerin tabanını aşağıya doğru çeker. Bu sırada kaburgaların arasında bulunan kaslar kasılarak göğüs kafesinin genişlemesine yardımcı olur. Böylece akciğerler soluk borusundan gelen havayı içine alır.
12.Soluk verme sırasında hangi olaylar gerçekleşir?
Diyafram ve kaburga kasları gevşediği anda göğüs kafesi daralır. Akciğerler eski haline döner. Böylece akciğerlerdeki hava da dışarı çıkmış olur.

13.Alveoller hakkında bilgi verin
Küçük kan dolaşımında,vücutta oksijence fakirleşen kan temizlenmek üzere akciğerlerdeki alveollere taşınır. Alveollerin etrafı kılcal damarlarla çevrilidir. Kılcal damarlardaki oksijence fakir kan alveollerdeki oksijeni alır,karbondioksiti alveollere verir. Oksijence zengin kan akciğer toplardamarıyla kalbe dönerek tüm vücuda dağıtılır.

14.Solunum sistemini olumsuz etkileyen etmenler nelerdir?
Hava kirliliği,sigara ve alkol kullanımı,asbest gibi kimyasal maddeler solunumda görevli yapı ve organların sağlığını olumsuz yönde etkiler. Bunun sonucunda bronşit,zatürre,verem,grip,akciğer kanseri,astım gibi bazı hastalıklar ortaya çıkabilir.






Taşıma ve Dolaşım Sistemi
________________________________________
Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için, ortamdan besin ve oksijen alırlar. Alınan bu maddeler hücrelere taşınmak zorundadır. Bir hücrelilerde taşıma sistemi yoktur. Zar yüzeyi ile alınan maddeler sitoplazmik hareketlerle veya endoplazmik re-tikulumla hücre içine yayılırlar. Çok hücrelilerde ise taşıma veya dolaşım sistemi bulunur.

Bitkilerde Taşıma
Bitkilerde taşıma sistemine ilk olarak eğrelti otlarında rastla- -nır. Bitkilerde taşıma sistemi odun (ksilem) ve soymuk (floem) borularından oluşur. Odun demetleri; odun boruları, canlı parankima hücreleri ve destek hücrelerinden oluşur. Soymuk demetleri ise, soymuk boruları, arkadaş hücreleri ve destek hücrelerinden oluşur. Odun ve soymuk borularının birlikte oluşturduğu demete iletim demeti denir. Tek çeneklilerde ve tek yıllık çift çeneklilerde odun ve soymuk boruları arasında kambiyum bulunmadığından, bu demetlere kapalı demet denir. Çok yıllık çift çeneklilerde ise kambiyum bulunduğundan bu demetlere de açık demet denir, iletim demetleri kök, gövde ve yaprakta bulunur.
Bitkilerde iki taşıma sistemi bulunur.
1. Su ve Mineral Taşınması ;.••,._-
Emici tüylerle alınan su ve mineraller, odun boruları ile ilgili bölgelere iletilirler. Odun boru (ksilem) hücreleri;
- Ölüdür ve ince boru oluşturur.
- İletim aşağıdan yukarı ve hızlıdır.
- Su ve mineral taşır." ’*" ????•?
Su ve minerallerin bitkinin üst kısımlarına taşınmasında üç faktör etkilidir. ....-,..
a) Kök Basıncı
- Köklerle suyun alınmasını sağlar.
- Kökler topraktan daha yoğundur.
- Yoğunluk farkı ile köklere suyun girmesidir.
b) Kılcallık fadezyon^
- Gövdede suyun ilerlemesini sağlar.
- Kılcal odun borularında su moleküllerinin çekilerek yükselmesidir.
c) Terleme - Kohezyon
- Yaprakların odun borularından su çekmesini sağlar.
- Su molekülleri birbirini çeker.
- Kökten yaprağa su yolu oluşur. Terlemeyle su atılınca yoğunluk artar ve alt bölgelerden su çekilir, (yoğunluk kade-melenmesi) :
2. Organik Maddelerin Taşınması
Yapraklarda oluşturulan organik besinler ve köklerde oluşan amino asitler soymuk boruları ile taşınırlar. Soymuk boru (floem) hücreleri;
- Canlıdır ve maddeler sitoplazmadan geçer.
- Taşıma çift yönlüdür, fakat taşıma hızı yavaştır.
- Glikoz, amino asit, vitamin Vs. taşır.
Organik maddelerin taşınması sıvı basınçlarının farklı olması ve difüzyon kurallarına göre olur.
Yaprak ve Stoma
Yapraklar gaz alış verişi, terleme, fotosentez ve oksijenli solunumun yapıldığı organdır. Yapraktaki stomalar gaz alışverişi ve terlemeyi sağlayan gözeneklerdir. Stomalar;
- İki hücreden oluşur ve epidermis hücrelerinden farklılaşır.
- Hücrelerin birbirlerine bakan yüzlerinin çeperleri kalın dışa bakan çeperleri incedir.
- Kloroplastı olduğu için fotosentez yapar, nişasta depolar.
- Gaz alış verişi ve terlemeyi sağlar.
- Kurak bölge bitkilerinde yaprakların ait yüzeyine, sulak bölge bitkilerinde yaprakların üst yüzeyinde ve ılıman bölgelerde ise yaprağın her iki yüzünde bulunur.
- Stoma epidermisle aynı sırada (ılıman), içeri girmiş (kurak) veya dışarı çıkmış (sulak) olabilir.
- Kökte, su bitkilerinde ve odunsu gövdelerde stoma yoktur.
- Açılıp kapanabilir.
Stomanın Açılması
- Stoma hücrelerinin yoğunluğu arttırılır.
- Fotosentezle glikoz üretilir.
- Nişastadan glikoz oluşturulur.
- Kofuldaki mineraller sitoplazmaya boşaltılır.
- Osmotik basınç artar.
- Komşu hücrelerden su gelir.
- Turgor basıncı artar.su
- Stoma açılır.


Önce Kapalı
Stomanın Kapanması
- Stoma hücrelerinin yoğunluğu azaltılır.
- Oksijenli solunumla glikoz parçalanır.
- Glikozlar nişastaya çevrilir.
- Mineraller kofulda depolanır.
- Osmotik basınç azalır.
- Komşu hücrelere su gider.
- Turgor basıncı düşer.

Hayvanlarda Dolaşım Sistemi

Bir hücreli ve hidra gibi çok hücreli canlılarda oksijen ve besinin alınması, karbondioksit ve artıkların atılması vücut yüzeyi ile olur. Bu canlılarda maddeler hücreden hücreye geçtiğinden dolaşım sistemleri yoktur. Diğer çok hücreli hayvanlarda ise iki çeşit dolaşım sistemi bulunur.
1. Açık Dolaşım
- Kan kalpten sonra vücut boşluklarında (sinüs) dolaşır.
- Atar ve toplardamarlar birbirinin devamı değildir.
- Kılcaldamar bulunmaz.
- Kan akış hızı yavaştır.
- Bazı omurgasızlarda görülür.
- Karasal eklembacaklılarda trake solunumu olduğu için, kan solunum gazları (O2 ve CO2) taşımaz. Dolayısı ile solunum pigmenti yoktur.
- Açık dolaşım görülen ve solungaç solunumu yapan canlılarda kılcaldamar sadece solunum organlarında bulunur.

2. Kapalı Dolaşım
- Kan, vücut boşluğuna dökülmez, damarlarda dolaşır.
- Atar, toplar ve kılcaldamarlar birbirinin devamıdır.
- Kan akışı hızlıdır.
- Omurgasızlardan halkalı solucan, bazı yumuşakçalar (Ahtapot, mürekkep balığı) derisi dikenlilerde ve tüm omurgalılarda görülür.
- Solunum sistemi ile dolaşım sistemi bağlantılıdır.
- Kan, solunum gazlarını taşır, solunum pigmenti bulunur. a) Omurgasızlarda Dolaşım
- Bazılarında (sünger, hidra vs) dolaşım sistemi yoktur.
- Bazılarında (böcekler) açık dolaşım sistemi vardır.
- Bazılarında (toprak solucanı) kapalı dolaşım sistemi vardır.
- Örneğin toprak solucanlarında;
- Kapalı dolaşım vardır.
- Kanın hareketini sağlayan yapılar bulunur.
- Derideki kılcallar gazları alır.
- Sindirim kanalındaki kılcallar besinleri alır.

b) Omurgalılarda Dolaşım
- Kapalı dolaşım bulunur.
- Taşıma pigmentleri alyuvarlardadır.
- Balık, kurbağa ve sürüngenler soğuk kanlıdır.
- Kuş ve memeliler sıcak kanlıdır. 1. Balıklarda Dolaşım*
- Kalp iki odalıdır.
- Temiz ve kirli kan karışmaz. Kalpte her zaman kirli kan bulunur.
- Solungaçlarda temizlenen kan kalbe dönmez, vücuda dağıtılır.
2. Kurbağalarda Dolaşım
- Kalp üç odalıdır.
- Temiz ve kirli kan kalpte karışır. Vücuda karışık kan gider.
- Kan larvada solungaçta, erginde ise akciğerde temizlenir.
3. Sürüngenlerde Dolaşım
- Kalp üç odalıdır ve yarım perdelidir. (Timsahta dört odalı ve tam perdelidir)
- Temiz ve kirli kan kalpte karışır.(Timsahta damarda karışır) Vücuda karışık kan gider.
- Kan akciğerlerde temizlenir.
4. Kuş ve Memelilerde Dolaşım
- Kalp dört odalıdır. Temiz ve kirli kan ayrı ayrı dolaşır.
- Kan akciğerlerde temizlenir.


İnsanlarda Dolaşım Sistemi
Kapalı dolaşım görülür. Kalp, damar ve kandan oluşur.
1-Kalc
- Kalp dört odalıdır. Üstteki odalara kulakçık, alttaki odalara karıncık denir.
- Kalbin sağında kirli, solunda temiz kan bulunur.
- Kalbe akciğer toplardamarı temiz, alt ve üst ana toplardamarlar kirli kan getirir.
- Kalpten aort atardamarı temiz, akciğer atardamarı kirli kan götürür.
- Kalp İçten dışa doğru üç tabakadan oluşur.
a) Endokard Kalbin en iç kısmını döşeyen, tek sıralı yassı epitel hücrelerinden oluşur. Kayganlık sağlar.
b) Mivokard Ortada bulunur. Kalp kasıdır. Kasılarak kanı pompalar. Kalbin sol kısmı sağa göre daha kalındır.
c) Perikard En dıştadır. Çift zarlıdır. Bağ dokusundan oluşur. Kalbi korur.
- Kalp hücrelerini besleyen damarlara koroner damar denir.
- Kalpte kanın tek yönlü akışını sağlayan kapakçıklar bulunur.
- Bunlar;
- Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasında üçlü kapak,
- Sol kulakçık ile sol karıncık arasında ikili kapak,
- Sol karıncık ile aort atardamarı arasında ve sağ karıncık ile akciğer atardamarı arasında yarımay kapağı bulunur.

- Kalp isteğimiz dışında çalışır. Kalbin çalışması omurilik soğanı kontrolünde otonom sinir sistemi ile olur.
- Kalp kasının kasılmasına sistol, gevşemesine diastol denir. Kalp atışı 0,85 saniye sürer. Bunun 0,15 saniyesinde kulakçıklar, 0,30 saniyesinde karıncıklar kasılır. 0,40 saniyesinde kalp dinlenir.
- Kalbin çalışmasını kontrol eden iki sinir düğümü bulunur.
- Sinoatrial düğüm, sağ kulakçığın çeperinde bulunur, önce sağ kulakçık sonra sol kulakçığı kastırır. Bu arada atrioventri-küler düğümü de uyarır.
- Atrio ventriküler düğüm, sağ kulakçık ile sağ karıncık arasındaki çeperde bulunur. Önce sağ karıncığı sonra sol karıncığı kastırır.
Kalp çalışması şöyle gerçekleşir:
- Üst ve alt ana toplardamarlarla kirli kan sağ kulakçığa gelir.
- Giriş bölgesinde bulunan sino atrial düğüm uyarılır. Sino at-riol düğümün uyarılması ile önce sağ, sonra sol kulakçıklar kasılır.
- Kan karıncıklara giderken atrio ventriküler düğüm uyarılır, atrio ventriküler düğüm, his demejti ile önce sağ, sonra sol karıncıkların kasılmasını sağlar.
Kalbin Atış Sayısını Etkileyen Faktörler
a) Sinirler: Otonom sistemin kontrolünde çalışır. Sempatik sinirler artırır, parasempatik sinirler azaltır.
b) Hormonlar: Asetil kolin yavaşlatır, adrenalin ve tiroksin hızlandırır.
c) Sıcaklık: Sıcakta hızlı, soğukta yavaştır.
d) Karbondioksit Miktarı: Kandaki karbondioksit miktarı artarsa hızlanır.

e) Kimyasal Maddeler: Alkol, ilaç, uyuşturucu vs.
Küçük Dolaşım
Sağ karıncıktan kirli kanı alır, akciğerde temizlettikten sonra sol kulakçığa getirir.

Büyük Dolaşım
Sol karıncıktan temiz kanı alır, bütün vücudu dolaştırdıktan sonra kirli kan olarak sağ kulakçığa getirir.

2. Damarlar
Üç çeşittir.
a. Atardamar
- Kanı kalpten kılcaldamartara ve organlara ileten damarlardır.
- Akciğer atardamarı hariç, temiz kan taşırlar.
- Üç tabakadan oluşur. Bunlar;
- Dışta bağ dokusu bulunur ve damarı korur.
- Ortada kas doku bulunur ve kasılır.
- İçte epitel doku bulunur ve kayganlık sağlar.
- Kanın akış hızı ve basıncı yüksektir.
- Atardamardaki kanın damar çeperine yaptığı basınca tansiyon; atardamarların hissedilen kasılıp gevşemelerine nabız denir.
b. Toplardamar
- Kanı kalbe getiren damarlardır.
- Akciğer toplardamarı hariç, kirli kan taşırlar.
- Üç tabakadan oluşur. Bunlar;
- Dışta bağ dokusu bulunur ve damarı korur.
- Ortada kas doku bulunur.
- İçte epitel doku bulunur ve kayganlık sağlar.
- Toplardamardaki basınç azdır.
- Toplardamarın iç çapı, atardamarın iç çapından daha geniştir.
- Kalbe doğru açılan tek yönlü kapakçıklar vardır.
- Kanın toplardamarda ilerlemesinde;
- Kulakçıklarda oluşan emme basıncı,
- İskelet kaslarının kasılması,
- Soluk alma sırasında göğüs boşluğunda basıncın düşmesi,
- Yapılarındaki düz kasların kasılması,
- Tek yönlü kapakçıkların olması,
- Üst kısımdaki damarlar için yerçekimi etkilidir.
c. Kılcaldamar
- Atardamar ile toplardamar arasında bulunur.
- Kan ile doku sıvısı arasında madde geçişlerini sağlar.
- Tek Sırplı uaccı ar^’tial K.-..----!__:_-•--
Madde Geçişleri
’ Kılcal damarlarda iki kuvvetin etkisiyle olur.
1. Kan Basıncı
Kalbin kanı pompalası ile kanın damarlara içten yaptığı basınçtır. Kalp atış sayısı, damar tipfve kalpten uzaklık kan basıncını etkiler.

2. Kanın Osmotik Basıncı
Kanın yoğunluğundan dolayı damar dışındaki maddelerin dışardan damara yaptığı basınçtır. Sabittir.

Kan basıncı > Kanın osmotik basıncı ise maddeler damar dışına çıkar. Kılcal damarın ilk yarısında olur.
Kan basıncı = Kanın osmotik basıncı ise maddeler geçmez.
Kan basıncı < Kanın osmotik basıncı ise maddeler damar içine girer. Kılcal damarın son yarısında olur.





3. Kan
Taşıyıcı ve düzenleyici bir sıvıdır. İki kısımdan oluşur.
a) Kan Sıvısı
İnorganik (su, tuz, mineral vs.) ve organik (glikoz, amino asit, vitamin, protein, hormon vs.) maddelerden oluşur. (% 55)
b) Kan Hücreleri
Üç çeşittir. (% 45)
1. Alyuvarlar (Eritrosit)
- Kırmızı kemik iliğinde yapılır.
- Üretildiğinde çekirdekli ve organellidir.
- Erginlerinde çekirdek ve organel yoktur.
- İçerisinde hemoglobin bulunur.
- 1 mm3 kanda 3,5 ile 5 milyon tane bulunur.
- Yaşlı alyuvarlar karaciğerde parçalanır.
- Görevi oksijen ve karbondioksit taşımaktır.
2. Akyuvarlar (Lökosit)
- Lenf düğümü ve sarı kemik iliğinde yapılır.
- Çekirdekli ve organellidir.
- Damar dışına çıkabilir.
-1 mm3 kanda 5 ile 6 bin tane bulunur.
- Görevi vücudu mikroplara karşı korumaktır. Bunu, fagositozla mikropları içine alarak veya antikor oluşturarak sağlar.

SİNDİRİM SİSTEMİ
Besin maddelerinin içeriklerine göre karbonhidrat, yağ, protein, vitamin, su ve mineraller olarak gruplandırıldığını biliyoruz. Besin içerikleri büyük moleküllerdir. Büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere parçalanması gerekir. Yediğimiz besinler hücrelerimize geçebilecek duruma sindirim işlemi sonucunda gelir.

Sindirim büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere dönüştürülmesidir. Öyleyse vücudumuzda sindirim nasıl Gerçekleşir? Besinlerin hücrelerimiz tarafından kullanılabilecek kadar küçük parçalar bölerek kana geçişini sağlamak sindirim sisteminin görevidir.
Sindirim çiğnemeyle başlar. Besinlerin çiğneme ve kas hareketleriyle küçük parçalara ayrılması mekanik sindirimdir. Besinlerin enzim adı verilen bazı salgılar yardımıyla parçalanmasına ise kimyasal sindirim denir.

Sindirim: Büyük moleküllü besin maddelerinin, sindirim sistemi organlarında parçalanarak, kana geçebilecek hale gelmesine sindirim denir.
Büyük moleküllü besin maddeleri:

Karbonhidratlar ------------------>Glikoz
Proteinler ------------------>Amino asit
Yağlar ------------------>Yağ asidi+ gliserol (gliserin)
Şeklindeki küçük moleküller haline gelerek kana geçerler.

Sindirim faaliyetleri iki çeşittir: Mekanik sindirim ve Kimyasal sindirim

1) Mekanik Sindirim: Besinlerin sindirim enzimleri kullanılmadan, yalnızca fiziksel olarak &#8211; dil, diş, mide, bağırsak hareketleri sayesinde- parçalanıp, küçük parçacıklar haline getirilmesidir. Yani besinlerin kesilmesi, parçalanması, mide ve bağırsaklarda salgılanan sular sayesinde boza kıvamına getirilmesidir.
2) Kimyasal Sindirim: Parçalanmış ve sulandırılmış besinlerin enzimler yardımıyla ( tükürük, mide ve bağırsak öz suları, pankreas ve karaciğer salgılarıyla) kimyasal değişime uğrayıp, yapı taşlarına parçalanmasına denir. Kimyasal sindirimde mutlaka enzim ve su kullanılır.

Kimyasal Sindirimin Özeti

Salgılanan Yer Sindirdiği Sindirim Sıvısı Besinler
Tükürük Bezleri Tükürük Karbonhidratlar
Mide Mide öz suyu Proteinler
Karaciğer Öd (safra) Yağlar
Pankreas Pankreas öz suyu Karbonhidratlar ,Yağlar ,Proteinler
İnce bağırsak Bağırsak öz suyu Karbonhidratlar Proteinler

Önemli NOT:
*Kimyasal sindirimde enzimlerin besin içerikleri küçük moleküllere parçalanmaktadır. Besin içeriklerinin her birinin sindirim sırasında küçük moleküllere parçalanır.

*Beslenme: Hücrelerin canlılığını koruması ,yeni bileşikler sentezlemesi enerji kaynağı olarak kullanması için dışardan karbonhidrat , yağ , vitamin su ve minerallerin alınması olayıdır.

*Bir hücreliler , süngerler vb basit yapılı hücrelerin içindeki besinler kofullarında sindirilir.

*Yutma:besinlerin ağızdan mideye ulaşması olayıdır. Yutma sırasında soluk borusuna besin kaçmasını önlemek için anlık olarak solunum durur.

Sindirim Sistemimizi Oluşturan Yapı ve Organlar

Ağız: Besinlerin mekanik sindirimi çiğneme ile gerçekleşir. Karbonhidratların kimyasal sindirimi ise tükürük içerisinde bulunan enzimler sayesinde başlar.

Yanaklar, dudaklar, küçük dil ve damak tarafından çevrilmiş boşluktur. Ağızda dişler, dil ve tükürük bezleri bulunur.
a)Dişler: Dişler besinleri parçalayıp öğüterek mekanik sindirimi başlatır. Yetişkin bir insanda 32 tane diş bulunur. Bir dişe dıştan bakıldığında taç, boyun, kök olmak üzere üç kısım vardır.
Taç: Dişin dıştan görünen, beyaz kısmıdır. Mine ve dentin tabakaları buradadır.
Boyun: Taç ile kök arasındaki, diş etlerinin sarıldığı kısımdır.
Kök: Dişin çene kemiğine yerleştiği kısımdır.
Not: Dentin (fildişi ) tabakasının içinde diş özü bulunur ve canlıdır. Mine tabakası, sıcak, soğuk ve sert şeylerden çatlar. Bu çatlağa yerleşen mikroplar dişin çürümesine yol açar. Çürük, diş özüne ulaşırsa ağrı yapar.
b) Dil: Ağızda lokmayı çeviren ve dişlere sevk eden kısımdır. Çizgili kastan yapılmış olup, üzerinde tad alma hücreleri vardır. Dil, aynı zamanda konuşma organımızdır.
c) Tükürük Bezleri: Tükürük bezleri yüz kasları arasına yerleşmiş, üzün salkımı şeklindeki bezeler olup, tükürük salgılar. Tükürük, çoğu sudan ibaret olan bir sıvıdır. İçerisinde mukus, amilaz (pityalin) enzimi ve madensel tuzlar bulunur.
Tükürük bezleri üç tanedir: 1- Kulak altı 2- Dil altı 3- Çene altı. Kulak altı bezlerinin iltihaplanması kabakulak hastalığıdır.

Yutak: Besinlerin ağızdan yemek borusuna iletilmesini sağlar.Yutakta sindirim olmaz.

Yemek Borusu: Besinleri yapısında bulunan kaslar yardımıyla mideye iletir.Yemek borusunda sindirim gerçekleşmez.

Mide: Besinlerin mekanik sindirimi, midenin kasılıp gevşeme hareketi ile devam eder. Kimyasal sindirim ise mide öz suyu içinde bulunan mide asidi ve enzimler tarafından gerçekleştirilir. Böylece, besinler parçalanarak küçük moleküller hâline getirilmiş olur. Proteinlerin sindirimi midede başlar.

Mide, karın boşluğunun sol tarafında, diyaframın altında yer alan, çaydanlık biçiminde bir torbadır. Mide, üst taraftan mide ağzı (kardia kapakçığı ) ve alt taraftan mide kapısı (pilor kapağı) ile on iki parmak bağırsağına bağlanır.
Midenin yapısı üç tabakadır: en dışta zar (periton) , ortada kas, en içte ise mukoza tabakaları bulunur.
Midenin en içindeki mukoza tabakasında bulunan mukoza hücreleri, şekil değiştirerek mide bezlerini oluşturur. Mide bezleri önemlidir çünkü mide öz suyu salgılarlar.
Mide öz suyunda; hidroklorik asit (HCl), pepsin enzimi ve lap enzimleri bulunur.
*Hidroklorik asit hem diğer enzimlerin etkinliğini artırır, hem de besinlerle gelen mikropları öldürür. Midemiz bu asitten etkilenmez çünkü mukoza tabakasının ürettiği mukus mide çeperini korur. Aksi halde mide delinir ve ülser oluşur.
*Ayrıca mukus sayesinde ve mide kaslarının hareketi sayesinde mideye gelen besinler yumuşar. Bu da midede gerçekleşen mekanik sindirimdir.
*Proteinlerin kimyasal sindirimi ilk olarak midede gerçekleşir. Mide öz suyu, pepsin ve lap enzimleri sayesinde proteinler yapı taşlarına ayrılmaya başlar.
Midede sindirim besinlerin çeşidine göre 1- 4 saat sürer. Bu süre içinde mide alt kapısı pilor, ara ara açılarak besinlerin, ince bağırsağın on iki parmak bağırsağı kısmına aktarılması sağlanır.


İnce Bağırsak: Yağların kimyasal sindirimi burada başlar. İnce bağırsağa gelen pankreas öz suyu ile yağların, karbonhidratların ve proteinlerin sindirimi tamamlanır. B esinler ince bağırsakta en küçük moleküllerine kadar parçalanır. Bu moleküllerin ince bağırsaktan kan damarlarına geçmesi olayına emilim adı verilir. İnce bağırsak, sindirim sistemimizin en uzun bölümüdür.

İnce Bağırsak 7- 8 m. Uzunluğunda, 2&#8211;3 cm genişliğinde olup, mide kapısından sonra gelen kısımdır. Yapısı mide gibi üç katlıdır: En dışta periton ( zar), ortada kaslar, en içte bağırsak epiteli bulunur.
Onikiparmak bağırsağı: İnce bağırsağın mide ile birleşen ilk kısmına onikiparmak bağırsağı denir. ( ilk 20 -25 cm&#8217;lik
kısım) . Kıvrımlı bir yapıya sahiptir. İnce bağırsağın en önemli kısmıdır. Buraya karaciğerin safra salgısı (koledok kanalı ile) ve pankreasın sindirim enzimleri (virsung kanalı ile ) boşaltılır.
*Onikiparmak bağırsağında karbonhidrat, protein ve yağların sindirimi gerçekleşir. Yağların sindirimi, karaciğerden gelen safra salgısının etkisiyle ilk kez burada başlar. ( safra bir enzim değildir. Yağları yapı taşına ayırmaz, yağ damlacıklarına dönüştürür.)
Onikiparmak bağırsağından sonra gelen ince bağırsağın diğer kısımları kıvrımlar yaparak uzanır. İnce bağırsağın iç yüzeyinde salgı bezleri ile villus denilen ve sayıları 5 milyonu bulan tümürler vardır.
Salgı bezleri, karbonhidrat, protein ve yağların sindirimini sona erdirecek enzimler üretir. Kimyasal sindirim ince bağırsakta son bulur. Villuslar sayesinde ise emilim yüzeyi artmış olur ve sindirilmiş besinlerin emilimi kolaylaşır.

İnce Bağırsağının Görevi: Ağızda kısmen sindirilmiş karbonhidratlar ile midede kısmen sindirilmiş proteinlerin ve sindirimi henüz başlamamış olan yağların sindirimini gerçekleştirmek ve tamamlamaktır. Diğer görevi ise, villuslar sayesinde sindirilen besinlerin emilmesini ve böylece kana karışmasını sağlamaktır.

Böylece şimdiye kadar anlattığımız süreçte:
Proteinler -------------->amino asitlere
Karbonhidratlar -------------->glikoza
Yağlar -------------->yağ asidi ve gliserin ( gliserol) e dönüştürülmüş olur.
Su, mineraller ve vitaminler sindirime uğramazlar.


Sindirilen Besinlerin Kana Geçmesi
Besin maddelerinin sindirimi tamamlandıktan sonra dolaşım sistemine aktarılmasına emilim denir. İki yolla olur:
1- Kılcal Kan Damarlarıyla: Glikoz (şeker) , amino asit, mineraller, suda çözünen vitaminler (B ve C ) ve su, villuslar tarafından emilerek, kılcal kan damarlarına geçer. Ve kan damarları aracılığıyla önce karaciğere taşınır. Karaciğerde zehirlerinden arındırılır. Protein &#8211; şeker oranı ayarlanır. Kandaki şeker dengesi sağlanır. Buradan kalbin sağ kulakçığına taşınır.
2- Lenf Yoluyla: Yağ asidi ve gliserin ve yağda çözünen vitaminler (A,D,E,K ), villuslardaki lenf damarlarıyla emilir. Lenf sistemine karışır. Bu yolla kalbin sağ kulakçığına taşınır.
Yağ asidi ve gliserin, lenf damarlarından geçerken üzerleri ince bir protein kılıfla kaplanarak yağ molekülü oluşturulur. Çünkü gliserin alkol özelliği taşır. Alkol, hücre zarını erittiğinden doğrudan kana karışması zararlıdır

Kalın Bağırsak: Besinler içerisinde kalan su, kalın bağırsak tarafından emilir. Atık maddeler ise sindirim sisteminin son bölümü olan anüse gönderilir.

Kalın Bağırsak İnce bağırsaktan anüse kadar yaklaşık 6 cm çapında, 1,5 m uzunluğunda bir borudur. İnce bağırsakla kalın bağırsağın birleştiği yerde kör bağırsak bulunur. Kör bağırsaktan çıkan parmak şeklindeki uzantıya apandis denir. Apandisin iltihaplanmasına ise apandisit denir. Kalın bağırsağın dışa açılan kısmına anüs denir.

!!!! Kalın bağırsakta kimyasal ya da mekanik sindirim yapılmaz !!!!

Yalnızca ince bağırsakta sindirilemeyen atıklar buraya taşınır. Gelen atıklara karışan su ve mineraller gibi yararlı maddeler emilerek kana verilir. Arta kalan maddeler, kalınbağırsağın son kısmı olan rektuma gelir ve anüsten dışarı atılır.


Sindirim sisteminin her yerinde bulunan çürükçül bakteriler en çok kalın bağırsakta bulunur. Dışkının rengi ve kokusu bu bakterilerden kaynaklanır. Ayrıca kalın bağırsakta yaşayan yararlı bakteriler B ve K vitamini sentezler.

Anüs: Besin maddelerinin vücudumuz tarafından kullanılamayan bölümü anüs yoluyla atık madde olarak vücuttan uzaklaştırılır.

Sindirime Yardımcı Organlar

Karaciğer: Safra adı verilen bir salgı üretir. Safra salgısı bir kanal yoluyla, yağların kimyasal sindirimini gerçekleştirmek üzere ince bağırsağa gönderilir.

Karaciğer Vücudun en büyük organı olup ( yaklaşık 2 kg kadar), karın boşluğunda ve sağ üst kısmında yer alır. Karaciğer sağ lob ve sol lob olmak üzere iki kısma ayrılır. Loblarda öd salgısı ( safra ) üretilir. Karaciğerden ayrılan bir kanal, loblarda üretilen safrayı safra kesesine taşır.
Safra kesesinden çıkan koledok kanalı ise, safra salgısını on iki parmak bağırsağına taşır. Burada safra salgısı yağları yağ damlaları şeklinde inceltmek ve böylece yağların sindirim yüzeyini artırmak için kullanılır.
Safra salgısı yavaş yavaş suyunu kaybederse safra taşları oluşur. Bu durumda koledok kanalı tıkanabilir. Safra geri emilerek kana karışır ve kan yoluyla dokulara taşınır. Böylece, sarılık hastalığı oluşur.
Karaciğerin Görevleri:
Karaciğerin 400 &#8216;e yakın görevi vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:
1- Yağların sindirimini hızlandıran ve rektumda zararlı bakterilerin üremesini engelleyen safra sıvısı üretmek.
2- A, D, E, K , B 12 vitaminlerini depolamak, A vitamini üretmek.
3- Enerji kaynağımız olan glikozu, karaciğerde glikojen şeklinde depolayıp, insülin hormonu denetiminde kana vermek.
4- Bazı zararlı maddeleri zararsız hale getirmek.
5- Kanın pıhtılaşmasında görev alan proteinleri üretmek.
6- Protein, yağ ve karbonhidrat metabolizmasını düzenlemek. Proteinlerin karbonhidrat ve yağa dönüşmesini sağlamak.
7- Lenf yapımında görevlidir.
8- Proteinlerin parçalanması sonucu açığa çıkan amonyağı, daha az zehirli olan üre haline dönüştürmek.
9- Yaşlı alyuvarların parçalanması ile açığa çıkan demiri depolamak. Ve alyuvar hücresi üretmek.

Pankreas: Pankreas öz suyunu salgılar. Pankreas öz suyu proteinlerin, karbonhidratların ve yağların kimyasal sindirimini gerçekleştiren enzimler içerir.

Midenin sol alt kısmında yer alır. Uzunca bir yaprağı andırır. Ortasında boydan boya uzanan bir kanal vardır. Pankreas hem hormon, hem de enzim salgılayan karma bir bezdir.
* Pankreas, ince bağırsağın uyarması sonucu öz su salgılar. Pankreas öz suyunda lipaz, amilaz ve tripsinojen enzimleri bulunur.
Lipaz, amilaz ve tirpsinojen enzimleri, protein, yağ ve karbonhidrat sindiriminde etkilidir. Pankreas, bu enzimleri virsung kanalı ile onikiparmak bağırsağına aktarır.
* Pankreas aynı zamanda insülin ve glukagon hormonlarını salgılar ve doğrudan kana verir. İnsülin kandaki şeker oranını azaltıcı etki yapar. Glukagon ise kandaki şeker oranını artırıcı etki yapar. İnsülin hormonunun çeşitli sebeplerle yeterince salgılanamaması şeker hastalığına yol açar. Çünkü böyle bir durumda kandaki şeker miktarı yükselir.

Önemli NOT:

*Ağızda Mekanik Sindirim: Ağza alınan besinlerin tükürük sıvısıyla ıslatılıp, dişler yardımıyla parçalanması olayıdır.
*Ağızda Kimyasal Sindirim: Ağza alınan nişastalı besinlere, tükürük sıvısı içindeki pityalin enzimi etki ederek, nişastayı bir çeşit şekere (glikoza ) çevirir. Nişastalı besinlerin ağzımızda tatlanmasının sebebi budur. Yani karbonhidratların sindirimi ağızda başlar.
*Sindirim sistemi yapı ve organlarına sırası ile ağız, yutak, yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak ve anüs dür.

*Sindirimin sadece midede gerçekleşmez. Besinlerin ağız ve midede mekanik, ağız, mide ve ince bağırsaklarda ise kimyasal sindiriminin gerçekleşir.

*Enzim:Canlılarda meydana gelen kimyasal reaksiyonları hızlandıran protein yapısındaki maddelerdir. Sindirim sırasında kimyasal sindirimde görev alırlar.

*Karaciğer yalnızca sindirimde görev almaz. Karaciğerin vücuttaki diğer görevleri ise; Zehirli maddelerin zehirsiz hale getirilmesi , A vitamini sentezlenmesi , kanın pıhtılaşmasını önleyici madde üretimi , yaşlı alyuvar hücreleri parçalama ve fazla karbonhidrat ve proteinleri yağa dönüştürmektir.

*Midede karbonhidrat sindirimi görülmez
*Ağızda protein sindirimi yoktur.
*Yağların sindirimi yalnızca ince bağırsakta gerçekleşir. Ağız ve midede yağ sindirimi olmaz..


3. BÖLÜM
Destek ve Hareket Sistemi (Konu Anlatımı)

DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ :

Bir canlının canlılık özelliğini taşıyan en küçük yapı birimine hücre denir. Aynı yapı ve görevdeki hücreler birleşerek dokuları, benzer görevdeki dokular birleşerek organları, benzer görevdeki organlar birleşerek sistemleri, sistemlerde birleşerek canlı organizmayı yani canlı vücudunu oluştururlar.
İnsan vücudunda destek ve hareket sistemi, dolaşım sistemi, bağışıklık sistemi, solunum sistemi, sindirim sistemi, boşaltım sistemi, üreme sistemi, denetleyici ve düzenleyici sistemler gibi sistemler bulunur. Bu sistemler insan vücudunda düzenli ve uyumlu bir şekilde çalışırlar. İnsan vücudundaki herhangi bir sistemin ya da sistemleri oluşturan organlardan herhangi birinin görevini yapamaması, vücudun çalışma düzenini bozar ve canlı vücudu hastalanır.
Destek ve hareket sistemi, iskelet sistemi ve kas sistemi olmak üzere iki sistemden oluşur.

1- İSKELET SİSTEMİ :
İnsan vücudundaki kemiklerin, kıkırdakların ve eklemlerin birleşerek oluşturduğu sisteme iskelet sistemi denir. İskelet sistemi kemik doku ve kıkırdak dokudan oluşmuştur. İskelet sistemindeki kemik doku kemikleri ve eklemleri oluşturur. Yetişkin insan iskeletinde 206 (207), yeni doğmuş bebeklerde ise 300 kemik bulunur.

a) Kıkırdak Doku :
Bulunduğu yere şekil veren, desteklik ve esneklik sağlayan dokuya kıkırdak doku denir. (Burun ve kulağa şekil veren kıkırdak dokudur). Kıkırdak doku omurgalı (kemikli = iskelet sistemine sahip) hayvanların tamamında bulunur.
İnsanların iskelet sistemini oluşturan kemikler, yavru anne karnında iken yani embriyo döneminde iken kıkırdaktan yapılmıştır. Yavru doğduktan sonra kıkırdaklar sertleşerek kemikleri oluştururlar. Yetişkin insanların burun, kulak, soluk borusu, yemek borusu, kaburgaların ve eklem yerlerindeki kemiklerin uç kısımlarındaki kıkırdaklar ise kemikleşmemiştir.
Köpek balığının erişkinlerinde iskelet sistemi kemikten değil kıkırdaktan oluşmuştur.

Kıkırdak Dokunun Görevleri :

1- Eklem yerlerindeki kemiklerin birbirine sürtünüp aşınmasını önler.
2- Yemek ve soluk borusunun duvarlarının birbirine yapışarak kapanmasını önler.
3- Eklem yerlerindeki kemiklerin hareketini kolaylaştırır.
4- Uzun kemiklerde kemiğin büyümesini sağlar ve boyca uzamaya yardımcı olur.
5- Bulunduğu yere şekil verir.


b) Kemik Doku :
İnsanların ve omurgalı hayvanların iskelet sistemindeki kemikleri ve eklemleri oluşturan dokuya kemik doku denir. Kemik doku, kemik hücreleri (osteosit), kan damarları, sinirler ve hücrelerin arasını dolduran ara maddeden (osein) oluşur.
Kemik dokudaki hücrelerin arasını dolduran ara madde protein ve madensel tuzlardan (kalsiyum, magnezyum, fosfor) oluşur. Proteinler kemiklerin esnek olmasını, madensel tuzlarda kemiklerin sert olmasını sağlarlar.
İnsanların yaşı ilerledikçe kemik dokudaki ara maddede biriken kalsiyum ve fosfor gibi madensel tuzların miktarı artar, protein miktarı azalır. Bu nedenle kemiklerin sertliği artar, esnekliği azalır, kemikler kolay kırılır fakat geç iyileşir. Kemiklerdeki madensel tuz miktarının yaşlanmaya bağlı olarak değişmesi sonucu kemik erimesi hastalığı da oluşabilir.

NOT :

1- Köpek balıklarının yetişkinlerinde iskelet sistemi kemikten değil kıkırdaktan oluşur.
2- Besin maddeleri ile vücuda yeterli miktarda madensel tuz alınmazsa, vücudun madensel tuz ihtiyacı kemiklerden karşılanır. Bu da kemik erimesine yol açar.


c) İskelet Sisteminin (Kemiklerin) Görevleri :

1- Vücuda şekil verir.
2- Vücudun dik durmasını sağlar.
3- Kaslarla birlikte vücudun hareket etmesini sağlar.
4- İç organları dış etkilere karşı korur.
5- Kan hücrelerini (alyuvarlar, akyuvarlar, kan pulcukları) üretir.
6- Madensel tuzları (mineralleri) (kalsiyum, magnezyum ve fosfor gibi) depolar.
7- Kasların ve organları vücutta tutunmasını sağlar (onlara tutunma yüzeyi oluşturur).
d) İskelet Sistemindeki Kemik Çeşitleri :
İskelet sistemini oluşturan kemikler şekillerine göre; uzun kemikler, yassı kemikler ve kısa kemikler olmak üzere üç çeşittir.

1- Uzun Kemikler :
Uzunluğu kalınlığından fazla olan silindir şeklindeki kemiklerdir. Kol ve bacaklarda bulunan kemiklerin çoğu uzun kemiktir. İnsan vücudundaki en uzun kemik uyluk kemiğidir.
Uzun kemiğin yapısında; eklem kıkırdağı, süngerimsi kemik doku, sert kemik doku, kırmızı kemik iliği, sarı kemik iliği, kemik zarı, kan damarları ve sinirler bulunur.

Kollardaki Uzun Kemikler : Bacaklardaki Uzun Kemikler :

&#8226; Pazı kemiği &#8226; Uyluk kemiği
&#8226; Dirsek kemiği &#8226; Kaval kemiği
&#8226; Ön kol kemiği &#8226; Baldır kemiği
&#8226; El tarak kemiği &#8226; Ayak tarak kemiği
&#8226; El parmak kemiği &#8226; Ayak parmak kemiği

2- Yassı Kemikler :
Uzunluğu ve genişliği fazla, kalınlığı az olan kemiklerdir.
Yassı kemiğin yapısında; eklem kıkırdağı, süngerimsi kemik doku, sert kemik doku, kırmızı kemik iliği, kemik zarı, kan damarları ve sinirler bulunur. Yassı kemikte sarı kemik iliği bulunmaz.

&#8226; Kürek kemiği
&#8226; Kalça kemiği
&#8226; Kaburga kemiği
&#8226; Göğüs kemiği
&#8226; Kafatası kemikleri
3- Kısa Kemikler :
Uzunluğu, genişliği, kalınlığı birbirine yakın olan kemiklerdir.
Kısa kemiğin yapısında; eklem kıkırdağı, süngerimsi kemik doku, sert kemik doku, kırmızı kemik iliği, kemik zarı, kan damarları ve sinirler bulunur. Kısa kemikte sarı kemik iliği bulunmaz.

&#8226; El bilek kemiği
&#8226; Ayak bilek kemiği
&#8226; Omurgayı oluşturan omur kemikleri


e) Uzun Kemiğin Yapısı :
Uzun kemiğin yapısında; eklem kıkırdağı, süngerimsi kemik doku, sert kemik doku, kırmızı kemik iliği, sarı kemik iliği, kemik zarı, kan damarları ve sinirler bulunur.





1- Kemik Ucu (Kemik Başı) :
Uzun kemiğin iki ucundaki şişkin kısma kemik ucu (başı) denir.

2- Kemik Gövdesi :
Uzun kemikte iki kemik ucu arasında kalan uzun kısma kemik gövdesi denir.

3- Kemik Zarı (Periost) :
Kemiğin dış kısmında bulunan, kemiği dış etkilere karşı koruyan, kemiğin beslenmesini, enine kalınlaşmasını ve kırılan, çatlayan kemiklerin onarılmasını sağlayan kısma kemik zarı (periost) denir.
Kemik zarı görevini yerine getiremezse kemiklerin enine büyümesi gerçekleşmez, kırılan kemikler iyileşemez, kemikler beslenemez ve buna bağlı olarak kemik gelişiminde bozukluklar görülür.

4- Eklem Kıkırdağı :
Kemik başının uç kısmında bulunan, kemiklerin boyca uzamasını sağlayan, eklem yerlerindeki kemiklerin uç uca değerek sürtünüp aşınmasını önleyen yapıya eklem kıkırdağı denir. (Eklem kıkırdağı 2&#8211;5 mm kalınlığındadır. Kan damarları ve sinir uçları kıkırdağa girmez. Kıkırdak, sinir ucu içermemesi nedeni ile ağrıya duyarsızdır).

5- Süngerimsi Kemik Doku :
Kemik başının içini dolduran sünger şeklindeki yumuşak dokuya süngerimsi kemik doku denir. Süngerimsi kemik doku, düzensiz boşlukların bulunduğu gözenekli yapıya sahiptir. Süngerimsi kemik dokunun yapısında bulunan boşluklar kemiğin dayanıklılığını azaltmaz, kemiğin esnekliğini arttırır.
Süngerimsi kemik doku görevini yerine getiremezse kırmızı kemik iliği üretilemez.


6- Kırmızı Kemik İliği :
Süngerimsi kemik dokunun içinde bulunan ve alyuvarlar denilen kan hücresini üreten kısma kırmızı kemik iliği denir.
Kırmızı kemik iliği görevini yerine getiremezse kan hücresi üretimi gerçekleşmez.

7- Sarı Kemik İliği :
Kemik gövdesinin içini dolduran, yağ depolayan (dokudan oluşan), akyuvarlar denilen kan hücresini üreten, içinde kan damarları ve sinirlerin bulunduğu kısma sarı kemik iliği denir. (Kırmızı kemik iliğinin yetersiz kaldığı durumlarda kan hücresi üretir).
Sarı kemik iliği görevini yerine getiremezse yağ depolanamaz ve kan hücresi üretimi gerçekleşmez.

8- Sert (Sıkı) Kemik Doku
Kemiğin dış kısmında bulunan, madensel tuzlar ile sertlik kazanan ve kemiğin sert olmasını sağlayan ve kemik zarının (hemen) alt kısmında bulunan dokuya sert (sıkı) kemik doku denir. Sert kemik dokunun 2/3&#8217; ü madensel tuzlardan (minerallerden = Ca ve P), 1/3&#8217; ü kemik hücrelerinden oluşmuştur. (Sirke, kemiğin yapısındaki kalsiyumu uzaklaştırdığı için sirkede bekletilen kemik yumuşar ve bükülebilir hale gelir).


f) İnsan İskeletinin Bölümleri :
İnsan iskeleti; baş iskeleti, gövde iskeleti ve üyeler (kollar ve bacaklar) iskeleti olmak üzere üç bölümden oluşur.

1- Baş İskeleti :
Vücutta beyin ve beyincik gibi kısımları koruyan, göz, kulak, burun gibi duyu organlarının yerleştiği, genellikle yassı kemiklerden oluşan bölümdür.
Baş iskeletini oluşturan yassı kemikler birbirlerine oynamaz eklemlerle bağlanmıştır. Sadece alt çene kemiğinde yarı oynar eklem bulunur.
Yeni doğan çocuklarda kafatasında bıngıldak (kıkırdaksı kemik) bulunur. Bıngıldak daha sonra sertleşerek kemikleşir.
Baş iskeleti; kafatası ve yüz kemikleri olarak iki kısımdan oluşur.

2- Gövde İskeleti :
Gövde iskeleti omurga, göğüs kafesi, omuz kemeri ve kalça kemeri olarak dört kısımdan oluşur.

Omurga :
Omurga, boyundan başlayıp kuyruk sokumuna kadar gider ve omur denilen 33 kısa kemikten oluşur. (Omurga, bel kemiği olarak bilinir). Omurganın ortasında omurilik kanalı, omurilik kanalında da omurilik denilen sinirler bulunur. (Üst üste dizilmiş omurların sürtünerek birbirini aşındırmaması için kıkırdak yastıklar bulunur. Gelişimini tamamlamış bir insanda omurga S harfi şeklinde kıvranabilen bir yapıdadır. Bu eğrilik omurgaya yaylanma yeteneği ve dengede kolaylık sağlar).
Omurga, hem omuriliği korur, hem de iskelete arkadan destek verir.
Omurgayı oluşturan omur kemikleri birbirlerine yarı oynar eklemlerle bağlanmıştır. Yalnızca sağrı ve kuyruk sokumu omurları arasında oynamaz eklemler bulunur.
Omurga, beş bölümden oluşur. Bunlar; boyun, sırt, bel, sağrı ve kuyruk sokumudur.


Göğüs Kafesi :
Göğüs kemiği (vücudun göğüs bölgesinde bulunan üst kısmı geniş aşağıya doğru sivrilen yassı bir kemiktir ve üç kemiğin birleşmesinde oluşur), 12 çift kaburga ve sırt omurlarından oluşur. Kaburga kemiklerinin 10 çifti önden göğüs kemiğine, 12 çifti arkadan sırt omurlarına bağlanır. Öndeki iki çift kaburga, göğüs kemiğine bağlı değildir. Bu iki çift kaburga göğüs kafesinin (nefes alıp verme sırasında) hareketini sağlar. (Ön tarafta ilk yedi çift kaburga kemiği göğüs kemiğine eklemlerle bağlanmıştır. 8, 9, 10. çift kaburga kemikleri kıkırdak parçalarla önce birbirlerine sonrada 7&#8217;inci kaburga çiftine bağlanarak göğüs kafesini oluşturur. Son iki kaburga kemiğinin ön uçları serbesttir ve bunlara yüzücü kaburgalar denir).
Akciğerler ve kalp göğüs kafesinde bulunur ve göğüs kafesi hem bu organları korur hem de soluk alıp vermede görevlidir.


Omuz Kemeri :
Kolların gövdeye bağlanmasını sağlayan kemiklerden oluşan kısma omuz kemeri denir. Her kol için 1 kürek kemiği ve 1 köprücük kemiğinden oluşur. Omuz kemeri ile pazı kemiği arasında omuz eklemi bulunur. Omuz eklemi oynar eklemdir.

Kalça Kemeri :
Bacakların gövdeye bağlanmasını sağlayan kemiklerden oluşan kısma kalça kemeri denir. Kalça kemeri, iki tane kalça kemiği ile bir tane sağrı kemiğinden oluşur. (Her kalça kemiği leğen, oturga ve çatı kemiklerinin birleşmesiyle oluşmuştur).
Kalça kemeri ile uyluk kemiği arasında kalça eklemi bulunur. Kalça eklemi oynar eklemdir.
3- Üyeler (Kollar ve Bacaklar) İskeleti :
Kol ve bacak kemiklerinden oluşur.


g) Eklemler
İki ya da daha fazla kemiğin birbirine bağlandığı yere eklem denir. Eklemler, kemiklerin hareket etmesini ve birbirlerine bağlanmasını sağlarlar. Eklem yerlerindeki kemikler birbirlerin kuvvetli eklem bağı ile bağlanmışlardır.
Eklemler, bulundukları yere ve hareketlerine göre oynar, yarı oynar ve oynamaz eklemler olarak üç çeşittir.

1- Oynar (Hareketli) Eklemler :
Her yönde rahatça hareket edebilen eklemlerdir. Oynar eklemler vücudun hareketini sağlarlar. Oynar eklemlerde, kemikler arasında boşluk bulunur ve bu boşluk eklem sıvısı ile doludur. Eklem sıvısı ile kemiklerin uç kısımlarındaki kıkırdak kemiklerin kolay hareket etmesini sağlar ve kemiklerin birbirine sürtünüp aşınmasını önler.
&#8226; Omuz eklemli
&#8226; Kalça eklemi
&#8226; Kol ve bacaklardaki eklemler
2- Yarı Oynar Eklemler :
Çok az hareket edebilen, hareketleri sınırlı olan eklemlerdir. Yarı oynar eklemi oluşturan iki kemik arasında sadece kıkırdak bulunur, eklem sıvısı ve kemikler arasında boşluk bulunmaz. (Bu eklemlerdeki kemikler, kıkırdakların esnekliği oranında hareket edebilirler).
&#8226; Alt çene kemiğini bağlayan eklem
&#8226; Omurgadaki omur kemiklerini bağlayan eklemler





3- Oynamaz (Hareketsiz) Eklemler :
Kemiklerin birbirine sıkıca kaynamasıyla oluşan ve hiç hareket etmeyen eklemlerdir. Oynamaz eklemi oluşturan kemikler arasında hiç boşluk bulunmaz.
&#8226; Kafatası kemiklerini bağlayan eklemler
&#8226; Kuyruk sokumu ve sağrı omurlarını bağlayan eklemler


2- KAS SİSTEMİ :
İskelet sistemindeki kemiklerin üzerini örten, iç organların yapısına katılarak vücudun ve iç organların hareket etmesini sağlayan kasların oluşturduğu sisteme kas sistemi denir.

a) Kasların Yapısı :
Kaslar, kas hücrelerinden oluşur. Kas hücreleri kasılıp gevşeme özelliğine sahip olduğu için kaslar da kasılıp gevşeme özelliğine sahiptir. Kasların en önemli görevi vücudun ve iç organların hareket etmesini sağlamaktır. Vücuttaki hareketlerin tamamı kasların kasılıp gevşeme özelliği sayesinde yapılır. (Göz bebeğinin büyüyüp küçülmesi, kılların dikleşmesi, kalp, mide ve bağırsak gibi organların boşluklardaki madde akışı, kasların kasılması ile sağlanır).
Kaslar, kas teli veya lif denilen uzun, ince, ipliksi (iplik şeklindeki) yapılardan oluşur. Kas tellerinin oluşturduğu topluluğa kas demeti denir. Kasların kemiklere bağlandığı yere de tendon veya kiriş denir.
Kasların içinde sinirler (sinir uçları) bulunur. Kaslar beynin (veya omurilik soğanının) sinirlerle gönderdiği emre göre kasılıp gevşeyerek kemiklerin yani vücudun (ve iç organları) hareket etmesini sağlarlar.

b) Kas Çeşitleri :
Kaslar özelliklerine, vücutta bulundukları yere ve çalışma şekillerine göre düz (beyaz) kas, çizgili (kırmızı) kas ve kalp kası olarak üç çeşittir.

1- Çizgili (Kırmızı) Kaslar :
İskelet sistemindeki kemiklerin üzerini örten (kemikleri saran) ve vücudun hareket etmesini sağlayan kaslara çizgili (kırmızı) kaslar veya iskelet kasları denir.
Çizgili kaslar;
&#8226; Bizim isteğimizle çalışırlar (istemli kaslardır).
&#8226; Hızlı çalışıp çabuk yorulurlar.
&#8226; Güçlü kasılıp gevşerler ve çok enerji harcarlar.
&#8226; Hücreleri uzun, silindir şekilli ve kırmızı renklidir.
&#8226; Boyun, kol, bacak, el, ayak, parmak, göz kapağı kasları çizgili kaslardır.
&#8226; Enine bantlaşma görülür.


2- Düz (Beyaz) Kaslar :
İç organların yapısında bulunan ve iç organların çalışmasını sağlayan kaslara düz (beyaz) kaslar denir. (Kanın damarlarda pompalanmasını, doğum sırasında rahmin kasılmasını sağlarlar).
Düz kaslar;
&#8226; Bizim isteğimiz dışı çalışırlar (istemsiz kaslardır).
&#8226; Yavaş ve uzun süre yorulmadan çalışırlar.
&#8226; Zayıf kasılıp gevşerler ve az enerji harcarlar.
&#8226; Hücreleri uzun, ince, iplik (iğ) şekilli ve beyaz renklidir.
&#8226; Mide, bağırsak, yemek borusu, böbrek, akciğer, damarlar gibi iç organlarda düz kaslar bulunur. (Midenin besinleri öğütmesi, doğum sırasında rahmin genişlemesi).
&#8226; Enine bantlaşma görülmez.

3- Kalp Kası :
Kalbin yapısında bulunan ve kalbin çalışmasını yani kasılıp gevşemesini sağlayan kasa kalp kası denir.
Kalp kası;
&#8226; Yapısı çizgili kasa, çalışması da düz kasa benzer.
&#8226; Bizim isteğimiz dışı çalışırlar (istemsiz kaslardır).
&#8226; Ömür boyu yorulmadan belli bir ritme göre (ritmik) çalışırlar.
&#8226; Güçlü kasılıp gevşerler ve hızlı çalışırlar.


c) Kasların Çalışması :
Kemikler ve eklemlerle birlikte vücudun hareket etmesini sağlayan kaslar vücutta çift olarak bulunurlar. Bu çift kaslar aynı yönde veya zıt yönlerde kasılıp gevşeyebilirler.
Vücuttaki kemiklerin hareket etmesini sağlayan kaslar zıt yönde çalışırlar. Kemiklerin üzerinde karşılıklı bulunan iki kastan biri kasılırken diğeri gevşer ve kasılma anında kemiği çekerek kemiğin eklem yerinde hareket etmesini sağlar. Zıt çalışan kasların birbiriyle uyumu vücudun daha kolay hareket etmesini sağlar.
3- Destek ve Hareket Sisteminin (Kasların) Çalışması :
İnsan vücudunun hareket edebilmesi için iskelet sistemi, kas sistemi, eklemler ve sinir sisteminin birlikte çalışması gerekir.
İnsan vücudunun hareket edebilmesi için eklem yerlerindeki kemiklerin hareket etmesi gerekir. Eklem yerlerindeki kemiklerin hareket edebilmesi için kasların çalışması yani kasılıp gevşemesi gerekir. Kasların kasılıp gevşemesi için de beynin emir vermesi ve bu emrin sinirler yarımıyla kaslara gelmesi gerekir.
Hareket etmek istediğimizde beyin emir verir, beynin verdiği emir sinirler yardımıyla kaslara gelir ve kaslar bu emre göre kasılıp gevşeyerek kemiklerin eklem yerlerinde hareket etmesini sağlar. Kemikler hareket edince vücutta hareket etmiş olur.
Kemikler hareket ederken, kemiklerin üzerindeki karşılıklı bulunan iki kas birbirlerine zıt olarak çalışırlar. Kaslardan biri kasılırken diğeri gevşer ve kasılma anında kemiği çekerek hareket etmesini sağlar.

Örnek : &#8226; Kolumuzu bükerken pazı kası kasılır, arkasındaki kas gevşer.
&#8226; Kolumuzu açarken pazı kası gevşer, arkasındaki kas kasılır.

NOT :

1- Kasılan kas kısalır, kalınlaşır, sertleşir, şişer ve enerji harcar.
Gevşeyen kas incelir, uzar, yumuşar ve enerji harcar.
2- Kaslar sadece kemiği değil deriyi de hareket ettirebilir. Göz kapakları, dudak ve yüzün hareket etmesini de kaslar sağlar.
4- Destek ve Hareket Sisteminin Sağlığı ve Korunması :


Destek ve hareket sisteminin sağlığının korunması için;

1- Dengeli beslenilmelidir.
2- İskelet ve kasların gelişmesi için yaşa uygun spor yapılmalıdır.
3- Kemiklerin ve dişlerin gelişmesi için kalsiyum ve fosfor içeren (et, süt, yumurta ve peynir gibi) besinlerle birlikte D vitamini alınmalıdır. (D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm, büyüklerde osteomalizi denilen kemik erimesi hastalığı oluşur).
4- Kemiklerin gelişmesi için yeterince (D vitamininin görev yapabilmesi için) güneş ışığı alınmalıdır.
5- Sivri burunlu, dar ve yüksek topuklu ayakkabılar giyilmemelidir.
6- Ağır yük taşınmamalıdır.
7- Aşırı kilolardan ve spordan kaçınılmalıdır. (Kemiklerde şekil bozukluğu oluşur).
8- Duruş ve oturuş biçimlerin dikkat edilmelidir. (Sandalyeye dik oturulmalıdır, kambur durulmamalıdır). (Kemiklerde şekil bozukluğu oluşur).
9- Dik yürünmelidir.
10- Yük taşınırken veya kaldırılırken dengeli (iki elle) tutulmalıdır. (Çanta tek omuzda taşınmamalıdır, yükler dizleri bükmeden kaldırılmamalıdır). (Kemiklerde şekil bozukluğu oluşur).
11- Kasların güçlenmesi için protein içeren besinler alınmalıdır.
12- Kırık, çıkık ve burkulmalarda (çıkıkçıya ve kırıkçıya değil) doktora gidilmelidir.

NOT :

1- D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm, büyüklerde osteomalizi denilen
kemik erimesi hastalığı oluşur.
2- Hareketsizlikten dolayı eklem yerlerinde kireçlenme ve buna bağlı olarak ağrılar yani romatizma hastalığı oluşur.
3- Tetanos bakterisi, istemsiz kasılmalara yol açar. Tetanos iğnesi yaptırılmalıdır.
4- Ani bir darbe ya da zorlamalarda kemikler kırılabilir. Kırıklar genelde kemiğin zarar gören kısmı alçıya alınarak tedavi edilir.
Teknolojiye bağlı olarak platin çubuklarla kemiklerin kaynaştırılması, doku mühendisliği uygulamaları ile kırık bölgenin kemik yamalarla onarımı ile de kırılan kemikler iyileştirilebilir.
Teknolojiye bağlı olarak geliştirilen uygulamalardan biri de protez kullanımıdır. Engelli kişiler protez kol veya bacak sayesinde günlük yaşantılarına devam edebilirler.

Soru ve Cevaplar ile Destek ve Hareket Sistemi

1.Kemiğe sertlik kazandıran maddeler nelerdir?
Kemiğe sertlik kazandıran yapısındaki kalsiyum ve fosfor mineralleridir.

2.Kemik doku nelerden oluşur?
Kan damarları,sinirler ve kemik hücrelerinden oluşur.

3.Kemik canlı mıdır?
Evet.

4.Kemikler kaç çeşittir?
Uzun,kısa ve yassı kemik olmak üzere üç tür kemik vardır.

5.Kemik zarının görevleri nelerdir?
Kemiğin en dış kısmında yer alır. Kemiğin enine büyümesini ve beslenmesinde rol oynar. Ayrıca kırılan kemiğin onarılmasında görevlidir.

6.Sert kemik dokusunun yapısını anlatın.
Kemiğin güçlü ve sağlam olan bölümüdür.

7.Sarı kemik iliği hangi kemikte bulunur?
Sadece uzun kemikte bulunur.

8.Sarı kemik iliği uzun kemiğin neresinde bulunur?
Uzun kemiğin sert kemik dokusunun ortasında bulunur.

9.Sarı kemik iliğinin görevi nedir?
Asıl görevi yağ depolamaktır. Kırmızı kemik iliğinin yetersiz kaldığı durumlarda kan hücreleri üretir.

10.Sarı kemik iliği hangi kemiklerde bulunmaz?
Yassı ve kısa kemiklerde bulunmaz.

11.Süngerimsi kemik dokuyu açıklayın.
Süngerimsi kemik dokusunda düzensiz boşluklar olduğu için gözenekli bir yapısı vardır. süngerimsi kemik boşluklarında kırmızı kemik iliği bulunur.

12.Kırmızı kemik iliğinin görevi nedir?
Kan hücresi üretir.

13.Kemiklerin görevleri nelerdir?
İskeletimizi oluşturan kemikler vücudumuzun dik durmasını sağlar. Böylece vücudumuza destek olur. Kaslara ve diğer organlara tutunma görevi yapar. Kan yapımında görevlidir. Vücudumuz için gerekli kalsiyum,magnezyum ve fosfor gibi mineraller kemiklerde depo edilir.

14.Kıkırdak nedir?
Kemiklerin birleşme noktalarında bulunan sert olmayan esnek yapılara kıkırdak denir.

15.Kıkırdak başka nerelerde bulunur?
Burnumuz ve kulağımıza kıkırdak şekil verir.

16.Kıkırdağın görevleri nelerdir?
Eklem yüzeylerinde bulundukları için kemiklerin hareketini kolaylaştırır. Uzun kemiklerde kemiğin büyümesini sağlayarak boyca uzamaya yardımcı olur. Yemek ve soluk borumuzda kıkırdaktan oluşmuştur.

17.Eklem nedir?
Kemiklerin bir araya geldikleri yere eklem denir.

18.Vücudumuzda kaç çeşit eklem vardır?
Üç çeşit. Yarı oynar eklem,oynamaz eklem ve oynar eklem olmak üzere.

19.Yarı oynar eklemin yapısı nasıldır?
Bu eklemlerde,eklemi oluşturan iki kemik arasında kıkırdak bulunur. Aradaki yapının esnekliği oranında kemikler hareket edebilir. Omurgadaki eklemler,bu tür eklemlerdir. Bu eklemlerin hareketi sınırlıdır.

20.Oynamaz eklemin yapısı nasıldır?
Bu eklemlerde kemikler birbirine çok sıkı bağlandığı için bunların arasında boşluk yoktur. Bu yüzden oynamaz eklemler hareket etmez. Kafatası kemikleri ve kuyruk omurları arasındaki eklemler bu tür eklemlerdir.

21.Oynar eklemlerin yapısı nasıldır?
Kol ve bacaklardaki eklemler bu tür eklemlerdendir. Bu eklemlerde kemikler arasındaki boşluk eklem sıvısıyla doludur. Eklem sıvısı ve kıkırdak kemiklerin aşınmasını önler ve hareketi kolaylaştırır.

22.Hareket etmemizi sağlayan yapılar nelerdir?
Hareket etmemizi sağlayan yapılar sadece kemiklerimiz değildir. Kemiklerimiz yanında kaslar ve eklemlerimiz yardımıyla hareketimizi gerçekleştiririz.

23.Kasların özellikleri nelerdir?
Kaslarımızı oluşturan kas hücreleri kasılıp gevşeyerek hareket etmemize yardımcı olur. Hareketimizi sağlayan kaslar çiftler halinde bulunur. Kolumuzu dirseğimizden büktüğümüzde öndeki kaslar kasılır. Arkadaki kaslar ise gevşer.

24.Kas çeşitleri nelerdir?
Üç çeşit kas vardır. çizgili kas,düz kas ve kalp kası olmak üzere.

25.Çizgili kasın yapısı nasıldır?
İsteğimizle çalışan kaslardır. İskelete bağlı kasların yapısında bulunur.

26.Düz kasın yapısı nasıldır?
İsteğimiz dışında çalışan kaslardır. İç organların yapısında bulunur.

27.Kalp kasının yapısı nasıldır?
İsteğimiz dışında çalışır. Sadece kalpte bulunur. Çizgili kas görünümünde olmasına rağmen düz kas gibi çalışır.

28.Kasılan kas nasıl değişir?
Kısalır,şişer ve sertleşir.

29.Gevşeyen kas nasıl değişir?
Uzar,incelir ve yumuşar.




30.Destek ve hareket sistemimizin sağlığı için neler yapmalıyız?
Düzenli olarak egzersiz yapmalıyız. Sporla uğraşmalıyız. Koşmak,yürümek ya da tenis oynamak gibi egzersizler kemikleri güçlendirir. Kemiklerimizin sağlıklı kalması ve sağlıklı gelişmesi için dengeli beslenmeli,yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini almalıyız.











2. BÖLÜM
SİNİR SİSTEMİ
Canlılarda içten ve dıştan gelen uyarıları alan ve değerlendiren, tepki oluşumunu sağlayan sistemdir.
a) Bir Hücrelilerde Sinir Sistemi: Sinir sistemi yoktur. Uyarılar hücre yüzeyindeki reseptörlerle alınıp; kamçı, sil gibi tepkime yapılarına iletilir. Terliksi hayvanda sinir telcikleri vardır.

b) Omurgasız Hayvanlarda Sinir Sistemi: Hidra, deniz anası ve mercanlarda merkezi sinir sistemi yoktur. Fakat sinir tellerinden oluşan sinir ağı bulunur. Sinir hücreleri sinaps yapmadan birbirine değerek bir ağ oluşturur. Canlı bütün vücudu ile tepki gösterir.
Yassı solucan, toprak solucanı ve böceklerde vücut boyunca uzanan ip merdiveni şeklinde sinir sistemi vardır. Ayrıca beyin görevi yapan bir çift baş ganglionu vardır.

c) Omurgalı Hayvanlarda Sinir Sistemi: Balıklardan memelilere doğru gelişen bir merkezi sinir sistemi görülür. Memelilerde beyindeki kıvrımlar daha fazladır.
Uyarıları alan yapılara reseptör denir. Reseptörler;
- Belirli bir bölgede toplu veya dağınık olabilir.
- Yüzeye yakın veya derinde olabilir.
- Fiziksel veya kimyasal olarak uyarılabilir.
- Sinir doku veya epitel dokudan oluşabilir.
- Eşik şiddetindeki uyanlarla uyarılırlar.
Uyarılar sonucu tepki olarak harekete geçen yapılara efektör denir. Efektörler kas veya bez olabilir.
Sinir hücrelerine nöron denir. Nöronlar gövde (çekirdek ve si-toplazma) ve uzantılardan (Akson ve dentrit) oluşur.
Dentrit: Kısa, çok ve uyarıları gövdeye getirir.
Akson: Uzun, tek ve uyarıları gövdeden götürür.
Schwann Hücreleri: Miyelin kılıfı oluşturur. Ranvier Boğumu: Miyelin kılıfsız bölgedir.
Mivelin Kılıfı: Aksonu izole eder. İletim hızı miyelinlilerde 120 m/s, miyelinsizlerde 12 m/s dir.
Görevlerine göre üç çeşit sinir hücresi vardır:
1. Duyu Nöronu: Uyarıları reseptörlerden alır ve merkezi nöronlara iletir.
2. Motor Nöron: Merkezi sinirlerde oluşturulan tepkiyi ilgili efektörlere (kas ve bez) iletir.
3. Ara (Merkezi) Nöron: Uyarılara cevap oluşturan veya oluşturmayan veya yeni uyarı oluşturan sinirlerdir. Uyarılar çift yönlü olabilir.
Görünüşlerine göre, üç çeşit sinir hücresi vardır.
a) Tek Kutuplu: Hücrede bir tane uzantı vardır.
b) İki kutuplu: Akson ve dentrit karşılıklı uçlardan çıkar.
c) Çok kutuplu: Çok sayıda uzantı çıkar, akson bir, dentrit çok sayıdadır.
Uyarılara tepki; Uyarı -> Reseptör > Duyu siniri -> Ara sinir
> Motor sinir > Efektör -> Tepkişeklinde oluşur.
Sinir hücrelerinde impuls iletimi tek yönlüdür ve bu yön dent-ritten akson&#8217;a doğrudur.
Uyarıların Alınması: Uyarılar reseptörlerle alınır. Uyarıların alınması için uyarının en az eşik şiddetinde olması gerekir. Uyanlar;
- Eşik şiddetinin altında ise alınmaz.
- Eşik şiddetinde ise alınır ve impuls oluşur.
- Eşik şiddetinden büyükse çok sayıda ve büyük impuls oluşur.
- Eşik şiddetinin çok üstünde ise yine alınmaz.
impuls iletim hızı sabittir değişmez, fakat sayısı ve şiddeti değişebilir. Uyarının şiddeti, frekansı ve süresi artarsa impuls sayısı ve şiddeti artar. Bu da tepki şiddetini artırır.
İmpuls Taşınması: Dinlenmekte olan sinir hücrelerinin dışı (+)dır. Bunu sağlayan dışarıdaki çok sayıda Na+ ve az sayıdaki Cr dir. Oysaki iç (-)dir. Bunu da sağlayan içteki çok CI" ve az K+ dır. Buna polarize hal denir. Aktif taşıma ile sağlanır. Uyarı oluştuğunda aktif taşıma yapılamaz. Na+ içeri, K+ dışarı çıkar. Na+ nın girişi K+ nın çıkışından hızlı olduğundan yükler yer değiştirir. Buna depolarize denir. Bir sûre sonra sinir hücresi eski haline gelir. Buna da repolarizasyon denir.

Sinaps: Sinir hücreleri arasındaki boşluklardır. Sinir hücreleri birbirine değmez. Uyarılar bir sinirden diğerine veya efektöre sinapslardan kimyasal olarak nörotransmitter maddelerle aktarılır.

Sinapslarda;:
- Uyarılar kimyasal olarak iletilir.
- Nörotransmitter maddeler salgılanır. (Histamin, dopamin, seratonin, asetil kolin ve nöradrenalin vs.)
- Ekzositoz ve endositoz olur.
- Seçici direnç vardır. Bazı uyarılar durdurulur. Bazı uyarılar hızlandırılır.
- Süre kaybı vardır, impuls iletim hızı düşer.

İNSANLARDA SİNİR SİSTEMİ
MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ
Beyin ve omurilikten oluşur. Merkezi sinirler bulunur.
1. Beyin: Beyin, kafatası içinde ve üç zarla örtülüdür.
a) Sert Zar: Kafatasına içten yapışık ve sert zardır. Dıştan gelen darbelere karşı beyni korur.
b) Örümceksi Zar: Sert zar ile ince zar arasında bulunur. Bağ dokusu liflerinden oluşur. Arasında beyin omurilik sıvısı (BOS) bulunur. Bu sıvı;
- Beyni mekanik etkilerden korur.
- Kan ile hücreler arasında madde alışverişini sağlar.
- İyon değişiminin dengede kalmasına yardım eder.
c) İnce zar: En içteki zardır. Beyne yapışıktır. Kan damarları bulunur. Beyin hücrelerini difüzyonla besler.
Beyin ön, orta ve arka beyinden oluşur.
a) On Beyin: Ön beyin, uç ve ara beyin olarak iki kısımda incelenir.
Uç Beyin (Beyin Kabuğu^: iki yarımküreden oluşur. Yarım küreleri birbirine bağlayan köprüler vardır. Üstteki köprülere nasırlı cisim, alttaki köprülere beyin üçgeni denir. Beyin yarımkürelerini enine bölen yarığa rolanda yarığı denir. Dışta boz madde (dentrit ve gövde), içte ak madde (akson) bulunur. Görevleri;
- Beş duyu merkezidir.
- Uyarıların en son geldiği yerdir.
- İstemli hareketleri yaptırır.
- Zeka, hafıza, hayâl his, irade ve öğrenme merkezidir.
Ara Beyin: Talamus ve hipotalamustan oluşur. Talamus koku duyusu hariç, bütün duyuların toplanma ve dağıtım merkezidir. Duyular burada düzenlenerek beyin kabuğuna gönderilir. Hipotalamus ise iç organ ve dokuların kontrol merkezidir. En önemli görevleri;
- Hipofizin uyarılarak endokrin sisteminin kontrolü
- Vücut ısısı
- Uyku ve iştah
- Eşeysel olgunlaşma vs. dir.
b) Orta Beyin: İşitme ve görme (gözbebeği açıklığının ayarlanması) reflekleslerini yaptırır. Ayrıca kas tonusunu ayarlar.
c) Arka Beyin: Beyincik ve omurilik soğanından oluşur.
Beyincik: Kas hareketlerini düzenler. Beyincik yarımküreleri pons&#8217;la birbirine bağlanır. Ayrıca kulaktaki yarımdaire kanalları ile beraber vücudun dengesini sağlar.
»
Omurilik Soğanı: Yapısı omuriliğe benzer. Yani dışta ak madde, içte boz madde bulunur. Beyinden çıkan bazı sinirler omurilik soğanından çapraz geçerler, iç organların çalışmasını kontrol eder. Kontrol ettiği olaylar;
- Solunum- Hapşurma- Öksürme
- Dolaşım - Kusma- Sindirim
- Çiğneme- Karaciğerin şeker ayarlaması vs. dir.
2. Omurilik: Omurganın içinde, omurga boyunca uzanır. Dışta ak madde, içte boz madde vardır. Duyusal impulsların çoğu, omurilikten çapraz geçer.

Omuriliğin görevi;
- Vücuttan beyne gelen, beyinden kaslara gönderilen impuls-ları iletmek.
- Refleks hareketlerini yaptırmak.
- Alışkanlık hareketlerini denetlemektir (Yüzme, dans etme, bisiklet sürme, v.s.).
Refleks olayı;
- Daha az sinaps içerdiğinden süre kaybı azdır.
- Uyanlar duyu sinirleri ile arka kökten ara sinirlere gelir.
- Cevap ön kökten motor sinirlerle efektöre gider.
ÇEVRESEL SİNİR SİSTEMİ:
Uyartıları alıp beyin ve omuriliğe götüren, oluşturulan tepkiyi doku, bez ve organlara götüren sinirlerin tümüne çevresel sinir sistemi denir. Duyu ve motor sinirlerinden oluşur.
1. Somotik Sinir Sistemi:
isteğimizle yaptığımız davranışları yapar. Uç beyin ve beyincik kontrolündedir.
2. Otonom Sinir Sistemi:
isteğimiz dışında çalışır. Omurilik soğanı ve omurilik kontrolündedir. Sadece miyelinsiz motor nöronlar bulunur. Otonom sistem birbirine zıt çalışan sempatik ve parasempatik sistemden oluşur. Sempatik sinirler kalp, akciğeri hızlandırır, sindirimi yavaşlatır. Parasempatik sinirler, kalp ve akciğeri yavaşlatır, sindirimi hızlandırır.


Hormonlar;
- Organ ve sistemlerin düzenli çalışmasını sağlar.
- Kararlı bir iç çevre (homeostasi) oluşturur.
- Üreme, büyüme ve gelişme olaylarını kontrol eder.
- Çoğunlukla protein veya steroid yapıdadır.
- Kan ile taşınır.
- Etkisi geç başlar. Çünkü, yapımı ve taşınması süre alır.
; - Hücrelerde hormonları tanıyacak özel reseptörler (almaç) bulunur.
- Hormonların etki ettiği hedef organları vardır. Bazı hormonlar bütün organları (Tiroksin), bazıları birden fazla organı (Eşey hormonları) ve bazıları da yalnız bir organı (Gastrin) etkiler.
- Az miktarda bile etkilidir.
- Etkisi uzun sürelidir. Çünkü, hormonlar karaciğerde uzun bir sürede parçalanır.
- Fazlası kendi yapımını durdurur.
- Az veya çok salgılanmaları halinde anormallikler oluşur.
Bitkisel Hormonlar
Bitkilerde üretilen hormonlar ya difüzyon veya soymuk boruları ile taşınırlar.
Bitkilerde düzenleme sadece hormonlarla sağlanır.
Hormon salgılayan endokrin bezleri yoktur.
Hormonlar belirli bölgelerdeki hücreler tarafından salgılanır.
Bitkilerde hormonlar üreme ve büyüme olaylarını kontrol eder.
Hormon üreten yapılar;
Kök ve gövde ucu, Yapraklar,Tohum Depo gövde ve köklerde, Tomurcuk, Yara bölgeleri ve Meyvede
Beş çeşittir.
Oksin
Giberellin
Absisik Asit
Etilen
Sitokinin
Gelişimini uyaran hormonlar; Oksin-stokinin-giberellin
Gelişimine ket vuran hormonlar; Absisik asit- Etilen Çok miktarda oksin
OKSİ N
- Diğer hormonlarla birlikte bitkinin gelişmesini sağlar.
- Bitkinin boyca büyümesini sağlar.
- Hücre bölünmesi, hücre büyümesi, hücre ve doku farklılaşmasını sağlar.
- Bitkinin güneşe yönelmesini sağlar.
- Çok salgılanırsa büyüme durur, az salgılandığında yapraklar dökülür.
- Meyve vermede etkilidir. Döllenmiş çiçeğin dökülmesini engeller.
- Yapay olarak üretilen oksinler, yabani otların imhasında kullanılır.
Giberellin
- Gövde ve meyve büyümesini sağlar.
- Tohum çimlenmesini uyarır.
- Tomurcuk gelişmesini sağlar.
- Yaprakların geç dökülmesinde etkilidir.
- Hücre bölünmesini uyarır.
Absisik Asit
- Bitki için elverişli olmayan ortamlarda tohumun çimlenmesini engeller.
- Bitkilerin uyku halinin devam etmesini sağlar, (dormansi)
- Tomurcuk gelişimini durdurur.
- Büyümeyi engeller.
- Yaşlı dokular da bulunur.
- Kloroplastlarda sentezlenir.
- Su kaybını azaltmak için stomaların kapanmasını
Etilen
Etilen gaz halinde bulunur.Bu özelliğinden dolayı sadece üretildiği bitkiyi değil, diğer bitkileri de etkiler.
Olgunlaşan meyve ve yapraklarda bulunur.
Yaprak dökülmesine neden olur.
Kök büyümesini engeller.
Çiçeklerde solmaya neden olur.
Bitkinin yaşlanmasını denetler
Sitokinin
Uç meristemde , çimlenmiş tohumda , genç meyve ve yapraklarda bulunur.
Kloroplastın gelişmesini ve klorofil sentezini uyarır.
İNSANDA ENDOKRİN SİSTEM
insanlarda üç tip bez bulunur:
a) Endokrin Bezler
- Sadece hormon salgılar.
- Salgılarını kana verir.
- Hipofiz, tiroid, paratiroid, böbreküstü bezi v.s.
b) Ekzokrin Bezler
- Hormon olmayan salgıları salgılar.
- Salgılarını kanala verir.
- Süt bezi, tükürük bezi, v.s.
c) Karma Bezler
- Hormon üreterek kana verir.
- Enzim üreterek kanala verir.
- Hem hormon hem de enzim salgılayan bezlerdir.
- Örnek; Pankreas karma bir bezdir.
İnsanlarda hormon salgılanması;
- Dış faktörlerin değişmesi,
- Kandaki madde miktarlarının değişmesi,
- Sinir sisteminin uyarması,
- Bir başka bezin uyarması ile olur.
Hipofiz Bezi
- Vücutta birçok olayı düzenleyen, çok sayıda hormon salgılar.
-Bu hormonlar, diğer endokrin bezlerin salgılarını da denetler.
- Hipofizin salgı yapabilmesi için, önce hipotalamustan gelen salgılatıcı faktörlerin (RF) hipofizi uyarması gerekir.
- Hipofiz kafatası içindedir.
- Ön lob, ara lob ve arka lob olmak üzere üç kısımdan oluşur.
- Ergenlikte sadece ön ve arka lob bulunur ve bu bölgelerde farklı hormonlar salgılanır
Arka Loptan Salgılanan Hormonlar
- iki çeşit hormon salgılar.
- Oksitosin ve vasopressin gerçekte hipofizin değil, hipotalamusun hormonlarıdır.
Hipotalamustan salgılanır, hipofizin arka lobunda depolanır.
Gerektiğinde arka lopta bulunan depolardan kana verir
1. Oksitosin
- Oksitosin sadece dişilerde salgılanır ve döl yatağı kasına etki ederek, doğuma yardımcı olur.
- Süt bezlerinden süt salgılanmasını sağlar
2. ADH (Anti Diüretik Hormon = Vasopressin)
- Böbrek tübüllerini etkileyerek, suyun böbreklerden geri emilmesini sağlar. Az salgılanırsa böbreklerden fazla miktarda su kaybı olur. Susuzluk duygusu artar. Bu duruma şekersiz şeker hastalığı denir.
- Düz kasların kasılmasını düzenler. Böylece atardamarları kastırarak kan basıncını artırır.
On Loptan Salgılanan Hormonlar
- Beş çeşit hormon salgılar. Bunların çoğu diğer bezlerin çalışmasını kontrol eder.
1. STH (Somato Tropin Hormon)
- Büyüme hormonudur.
Uzun kemiklerin ve genel olarak vücudun büyümesini sağlar.
- Büyüme evresinde çok salgılanırsa devlik (gigantizm) oluşur.
- Az salgılanırsa cücelik (nanizm) oluşur.
- Büyüme çağından sonra fazla salgılanırsa el, ayak ve kafatası kemikleri orantısız büyür. Bu anormalliğe akromegali denir.
- Hücrelerde protein sentezini hızlandırır. Karbonhidrat ve yağ metabolizmasını düzenler.
2. TSH (Tiroid Uyarıcı Hormon)
- Tiroid bezini uyarır, salgı yapmasını sağlar. Çalışma sırası aşağıdaki gibidir.
3. ACTH (Adreno Kortiko Tropik Hormon)
- Böbrek üstü bezini uyarır, buradan hormon salgılanmasını sağlar. Çalışma sırası aşağıdaki gibidir.
4. MSH (Melanosit Uyarıcı Hormon)
- Araloptan salgılanır.
- Derideki melanosit hücrelerinin melanin pigmenti oluşturmasını uyarır.
- Melanin deriye renk verir, gözde karanlık oda oluşumunu sağlar.
- Eksikliğinde albino (renksiz) bireyler oluşur.
5. GTH (Gonado Tropik Hormon)
Üreme faaliyetlerini düzenler, üç çeşittir.
a) FSH (Folikül Uyarıcı Hormon)
- Erkeklerde sperm ve testosteron salgılanmasını uyarır.
- Dişilerde yumurta olgunlaşması ve östrojen salgılanmasını uyarır.
b) LH (Lüteinlestirici Hormon)
- Erkeklerde sperm olgunlaşmasını sağlar.
- Dişilerde yumurta atımını sağlar (Ovulasyon).
c) LTH (Luteo Tropik Hormon):
- Erkeklerde salgılanmaz.
- Dişilerde östrojen ve progesteron yapımı, sütün üretilmesi, hamileliğin devam etmesi ve annelik duygusunu geliştirir.
TİROİT BEZİ
Gırtlağın altında soluk borusuna sarılmış kelebek şeklindedir. Hipofiz bezinin TSH'ı ile uyarılır ve iki çeşit hormon salgılar.
a) Tiroksin
Bütün hücreleri etkileyerek, metabolizmayı düzenler.
Gelişme çağında az salgılanırsa kretenizm denilen cücelik ve zeka geriliğine neden olan hastalık oluşur.
Ergin dönemde az salgılanırsa miksodema hastalığı oluşur. Bu hastalıkta; metabolizma yavaşlar, uyuşukluk görülür, vücut ısısı düşer, kıllar dökülür.
Ergin insanda tiroid bezi fazla salgı yaparsa metabolizma hızı yükselir ve iç guatr oluşur.
Bu kişilerde kalp hızlı çalışır, vücut ısısı ve solunum hızı artar, gözler dışarı doğru fırlar.
Tiroksinin yapısında iyot vardır. Yeterli iyot alınamazsa tiroksin azalır, TSH miktarı artar. Bunun sonucu tiroid bezi büyür ve boğazda şişkinlik oluşur. Bu duruma basit guatr denir.
İyotlu besinler kullanılarak bu hastalık giderilebilir.
b) Kalsitonin
Kandaki kalsiyum ve fosfatın
kemiklere geçmesini düzenler
(D vitamini ile birlikte).
Az salgılanırsa kemikler zayıflar.
Paratiroid Bezi
Tiroid bezi üzerinde 4 küçük bezden oluşur.
Parathormon salgılar.
Kalsitonine zıt etki gösterir. Kalsiyumun kemikten kana geçmesini, böbrekten geri emilimini ve bağırsak villuslarından kana geçişini artırır. Böylece kandaki kalsiyum artar.
Az salgılanırsa kalsiyum kanda ve kaslarda azalır. Kaslarda tetani denen ağrılı kasılmalar olur.
Böbrek Üstü Bezi
Böbreklerin üst kısmına yapışmış iki bezdir.
Böbreklerle doğrudan ilişkisi yoktur.
Kabuk (korteks) ve öz (medulla) olarak iki kısımda incelenir.
ACHT (Adreno Kortiko Tropik Hormon) ile uyarılır.
Kabuk ve öz bölgesinden ayrı hormonlar
Kabuk Bölaesi Hormonları
a) Kortizol
Kan şekerini artırır. Bunu da yağ ve proteinlerden glikoz oluşturarak sağlar.
Ayrıca tedavi amaçlı olarak, iltihaplanmalarda, alerji ve romatizma tedavisinde kullanılır.
b) Aldosteron
Hücre dışı sıvıların iyon derişimini düzenlemeye yardım eder.
Böbrekte Na ve K iyonlarının geri emilmesini sağlar.
Aldosteron az salgılanırsa Na ve K nin böbrekten geri emilimi azalır ve böylece kan basıncı düşer, doku sıvısı azalır, Na ve K iyon derişimi bozulur ve kasların yorulmasına neden olur. Deride pigmentleşme artar, tunç rengini (addison) alır.
Fazla salgılanırsa kan basıncı yükselir, doku sıvısı artar
Öz Bölgesi Hormonları
a) Adrenalin (Epinefrin)
Heyecan, korku, üzüntü hallerinde ve bazı ilaçların kullanılması sonucu adrenalin salgısı artar.
Kalp atışını hızlandırır, kan basıncını yükseltir.
Karaciğer ve kaslardaki glikojenden glikoz oluşturur.
Derideki kılcalların daralmasına neden olur.
b) Nöradrenalin
Kılcal damar kasılmasında etkilidir ve kan basıncını artırır
Eşey Bezleri
Kadınlarda yumurtalık ve erkeklerde testisler üreme hücrelerini yapar ve hormon salgılar.
Eşey bezleri ergenlik döneminden sonra, hipofiz bezinin etkisiyle çalışmaya başlar.
Dişilerde ergenlik döneminde östrojen eşeysel olgunlaşmayı düzenler.
Progesteron ise hamileliği düzenler.
Erkeklerde testosteron sakal, bıyık çıkması, sesin kalınlaşması, kemik ve kasların gelişiminde etkilidir.
Spermlerin olgunlaşmasını sağlar.
Pankreas
Karma bir bezdir.
Hormonlar langerhans adacıklarından salgılanır.
Langerhans adacıklarının beta hücreleri insülin, alfa hücreleri ise glukagon hormonu salgılar.
Bu hormonlar kan şekerini ayarlamada etkilidir.
a) İnsûlin
Kandaki glikoz miktarını düşürür.
Bunu glikozu damar dışına çıkararak, glikojen şeklinde depolatarak ve hücrelerde parçalanma-sını hızlandırarak yapar.
b) Glukagon
Kan şekerini artırır.
Bunu adrenalinin glikojenden oluşturduğu glikozu damar içine alarak yapar.


Değerlendirme Soruları
1. Aşağıdaki yapılardan hangisi merkezi sinir sistemi yapısı içinde değildir?
A. Omurilik
B. Talamus
C. Hipotalamus
D. Simpatik sistem
E. Serebellum
2. Aşağıdaki görevlerden hangisinin merkesi beyin kökünde bulunmaz?
A. Okuma-anlam
B. Solunum
C. Denge
D. Kalp çalışması
E. Kusma
3. Aşağıdakilerden hangisi bir tnasmitter madde değildir?
A. Adrenalin
B. Glisin
C. Noradrenalin
D. Asetilkolin
E. Vitamin
4. Canlıda duyuma neden olan etkene ne ad verilmektedir?
A. Uyaran
B. Algı
C. Reseptör
D. Mekanoreseptör
E. Tepki
5. Retina ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A. Görme fonksiyonu için retinanın uyarılması birinci koşuldur
B. Retina üç ganglion tabakasından meydana gelir
C. Işığa duyarlı kısım retinanın en gerisindedir
D. Retinanın koroid tabakası tek tip hücreden yapılmıştır
E. Fizyolojik olay retinada meydana gelir.

6. Koku duyusu için aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A. İnsanda koku duyusu diğer memelilerle göre az gelişmiştir

B. Koku duyusunu uyaran faktör hareket halindeki moleküllerdir.
C. Koku reseptörleri kimyasal değişikliği algılar.
D. Koku alma hücrelerinin yanında destek görevi yapan hücreleri de duyum
da etkilidir.
E. Mukoz salgı (sümük) yapan hücrelerin duyumla bir ilgileri yoktur
7. Aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A. Vücuttaki düzenleyici sistem sadece sinir sistemidir
B. Vücuttaki tek düzenleyici sistem endokrin sistemdir
C. Endokrin sistem hızlı etki gösteren bir düzenleyici sistemdir
D. Endokrin ve sinir sistemi düzenleme görevini karşılıklı etkileşim ile gerçekleştirirler
E. Hormonlar fiziksel düzenleyicilerdir
8. Salgılatıcı faktörler vücutta nereden salgılanır?
A. Tiroid bezinden
B. Hipotalamustan
C. Böbrek üstü bezlerinden
D. Omurilik soğanından
E. Hipofizden
9. Aşağıdaki hormonlardan hangisi hipofize ait değildir?
A. FUH
B. LH
C. ACTH
D. İnsülin
E. Prolaktin
10. Tiroid bezinin temel görevi aşağıdakilerden hangisidir?
A. Metabolizmayı düzenlemek
B. Kan şekerini azaltmak
C. Kan şekerini artırmak
D. Kalsiyum metabolizmasını düzenlemek
E. Ovaryum gelişimini sağlamak


eylek25@hotmail.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın